ENVER PAŞA
Tarih: 18.12.2006 Saat: 21:05
Konu: osmanlı siyasi tarihi


“Sürre Emini Ahmet Bey ile eşi Ayşe Hanım’ın altı çocuğundan biri. Manastırlı olan aile, Enver’in İstanbul 1881 doğumundan bir süre sonra yeniden Makedonya’ya göçtü. Enver Manastır Askerî Rüştiyesi’ni (1894), İstanbul Soğukçeşme Askerî İdadisi’ni (1897), Harp Okulu’nu (1899) ve sınıf ikincisi olarak Harp Akademisi’ni (1902) bitirdi.

Kurmay yüzbaşı rütbesiyle Makedonya’nın çeşitli bölgelerinde eşkıya ve komitacı takibi işlerinde başarılı etkinliklerde bulundu. Binbaşı rütbesiyle 3 ncü Ordu’nun Manastır’daki genel karargâhına atandı (1906). Merkezi Paris’teki Jön Türkler hareketinin bir kolu olarak Selanik’te kurulan Osmanlı Hürriyet Cemiyeti’ne (sonra İttihat ve Terakki) 12 nci üye olarak katıldı ve bu gizli örgütün yaygınlaşması için çaba gösterdi. Selanik Merkez Komutanı ve eniştesi albay Nazım Bey’in öldürülmesi girişiminden cemiyet üyeleri, özellikle Enver Bey sorumlu tutulunca, kendine bağlı birliklerle Makedonya dağlarına çıkarak Abdülhamit II’ye karşı bir ayaklanmayı başlattı (1908).

Çok geçmeden ön yüzbaşı (kolağası) Resneli Niyiazi ve Ohrili Eyüp Sabri (Akgöl) beyler de onu izlediler Abdülhamit II, Meşrutiyeti yeniden ilân zorunda kaldı.


Enver, Meşrutiyetin ilânından sonra Makedonya genel müfettişliğine atandı, devrim ve özgürlüğün başlıca kahramanlarından biri olarak yüceltildi. “Kahraman-ı Hürriyet” ilân edildi, Berlin askerî ataşeliğine atandı (1909). Meşrutiyet karşıtı 31 Mart vakası (13 Nisan 1909)üzerine Türkiye’ye dönerek Yeşilköy’de Hareket Ordusu saflarına katıldı. Bu harekâtın kurmay başkanlığını üstlendi.

İtalyanların Trablusgarp’a saldırmaları üzerine (Eylül 1911) Berlin’deki görevinden ayrılarak Arnavutluk üzerinden Bingazi’ye geçti; Bingazi mutasarrıflığına ve cephe komutanlığına atandı. İtalyan kuvvetlerine karşı başarılı bir savunma savaşı vermesi sonucu yarbaylığa yükseldi (1912).

Balkan savaşı başlayınca (8 Ekim 1912), öteki gönüllü Türk Subaylarıyla birlikte (Fethi Okyar, Mustafa Kemal, Nuri Conker vb...) Türkiye’ye döndü ve düşman kuvvetlerinin Çatalca’da durdurulmasında önemli rol oynadı. Ancak düzenlenmesinde öncülük ettiği bir karşı saldırı başarısızlıkla sonuçlandı.

İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin büyük kongresine katılarak arkadaşı Talat Bey’in Genel Sekreterliğe getirilmesini sağladı (1913). Osmanlı Devletinin Balkanlar’daki egemenliğine son veren Londra Konferansı’ndan sonra bir grup subayın başında “Bab-ı âli baskını” adıyla anılan hükümet darbesini gerçekleştirdi. Harbiye Nazırı Nazım Paşanın ittihatçı Yakup Cemil tarafından öldürüldüğü, Sadrazam Kamil Paşanın zorla görevden alındığı ve İttihat ve Terakki yanlısı Mahmut Şevket Paşanın sadrazamlığa getirildiği bu baskın (23 Ocak 1913) sonunda İttihat ve Terakki Partisi iktidarda söz sahibi oldu.

Balkan Savaşı’nın ikinci evresinde, başka cephelerde savaşan Bulgar Ordusu’nun hiçbir direnişi ile karşılaşmadan başında bulunduğu birlikle Edirne’ye girmesi üzerine (23 Temmuz 1913) “Kahraman-ı Hürriyet” lakabına bir de “Edirne Fatihi” unvanını ekleyen Enver Bey, askerlik alanın da olduğu kadar siyasal alanda da hızla tırmanışa geçti. Rütbesi albaylığa (18 Aralık 1913), kısa bir süre sonra generalliğe (5 Ocak 1914) yükseltildi ve istifa etmek zorunda kalan Ahmet İzzet Paşanın yerine Harbiye Nazırlığına getirildi. Bu arada, Mehmet V’in (Sultan Reşat) yeğeni Emine Naciye Sultan ile evlenerek “Damad-ı Şehriyar-i” oldu (5 Mart 1914).

Böylece konumu iyice güçlenen Enver Paşa, Harbiye nazırı olarak ordunun gençleştirilmesi işlemini gerçekleştirdi; alaylı subayların çoğunun görevine son verdi ve bir bölüm subay ve generalin hak edilmeden yükseltilmiş rütbesini indirdi. Silâhlı kuvvetlerin siyasetten uzak durması için özen gösterdi, ordunun kilit noktalarına kendi görüşlerini paylaşan ve yakın arkadaşları olan genç subayları getirdi, askerin üniformasını yeniden düzenledi, okur yazarlığın yaygınlaşması için eski Türkçe harflerin basitleştirilmiş bir şekli olan ve “Enveriye Yazısı” adıyla anılan bir abeceyi uygulamaya çalıştı. Ayrıca, birçok Alman subayını Türk Ordusu’nda danışman olarak görevlendirdi. Siyaset alanında ise, Paris’te Cemal Paşa ve Bükreş’te Talat Bey tarafından İtilaf devletleri delegeleriyle yapılan sonuçsuz görüşmelerden sonra, Almanya ile işbirliği siyaseti doğrultusunda, Rusya’ya karşı gizli bir Türk-Alman ittifak antlaşması imzalanmasında başrolü oynadı (2 Ağustos 1914).

Ağustos ortalarında Goben ve Breslau adlı savaş gemileriyle Türk sularına sığınan Alman Amirali Souchon ile görüştü; gemilerin Karadeniz’e çıkması ve Rusya’ya karşı saldırıya geçmesi üzerine Çarlık Rusya’sı savaş ilân etti ve Osmanlı Devleti, Almanya yanında Birinci Dünya Savaşı’na girdi (14 Kasım 1914). Tasarladığı doğrultuda gelişmemesi üzerine savaşın yazgısını giderek Almanya’nın yazgısına bağladığı gibi, Türk Ordusunu da, savaşı yalnız kendi ülkelerinin çıkarları açısından değerlendiren Alman Komutanlarının yönetimine bıraktı.

Harbiye Nazırı olarak komutanlığını üstlendiği 3 ncü Ordu’nun Doğu Cephesi’nde Rus kuvvetlerine karşı giriştiği Sarıkamış Kış Harekâtı (Ocak 1915), tam bir bozgun ve Türk Birlikleri’nin yenilgisi, adeta yok olmasıyla sonuçlanınca, savaş gücünü iyice yitirmiş 3 ncü Ordu’nun Komutanlığı’nı Hafız Hakkı Paşaya devrederek İstanbul’a döndü. Bundan böyle hiçbir cephede komutanlık üstlenmedi.

Harbiye Nazırlığı yanında padişah adına Başkomutan Vekili olduktan (26 Nisan 1915) sonra, Alman Genelkurmayı’nın isteği doğrultusunda Süveyş Kanalı’na karşı başlatılan Cemal Paşa komutasında ve Alman güdümündeki saldırı da başarısızlığa uğradı. Aynı yıl korgeneralliğe yükseldi.

Türk Ordusu’nun Çanakkale Savaşları’nda (Nisan 1915 Ocak 1916) kazandığı büyük zafer sarsılan durumunu yeniden güçlendirdi. Ardından Kut ül-Amare’de İngiliz Generali Tawnshend’in tutsak alınması ve Kafkasya cephesinde Ruslara karşı elde edilen başarılar üzerine rütbesi orgeneralliğe yükseltildi (1917).

Ancak, gerekli donanımdan yoksun ve yedi cephede çarpışmaktan yorgun Türk Kuvvetleri Filistin, lrak ve Suriye’de 1917 baharından başlayan İngiliz saldırıları karşısında sürekli yenilgiye uğrayınca, 1918 güzünde askerî durum kurtarılamaz boyutlara ulaştı. Sadrazam Talat Paşa ve kabinesi kaçınılmaz olan ateşkes görüşmelerinin başlamasını kolaylaştırmak için görevden ayrıldı (14 Ekim 1918).

İttihatçıların önde gelenleri başta Enver, Talat, Cemal paşalar bir Alman denizaltı gemisine binerek (2 Kasım 1918) önce Odesa’ya, oradan da Berlin’e (Aralık 1918) kaçtılar. İstanbul’da ise, İttihatçılara karşı başlatılan kovuşturma ve tutuklamalar sonucu Divan-ı Harp (26 Aralık 1918) Enver, Talat, Cemal paşaların rütbelerini geri aldı ve gıyaplarında ölüm cezasına çarptırdı (5 Temmuz 1919).

Bu arada, Enver Paşa, öteki ittihatçılar gibi kimliğini gizleyerek, Ali Bey adı altında 1918 -1919 kışlarını Berlin’de geçirdi. Arkadaşlarıyla İttihat ve Terakkiyi yeniden örgütleme çalışmalarına girişti. Gizlice Moskova’ya gitmek için bir pilotla anlaştıysa da havada bozulan uçağın zorunlu iniş yaptığı Litvanya’da tutuklanarak hapse atıldı ve ancak kimliği kanıtlandıktan sonra salıverildi. Berlin’e dönünce, hapiste bulunan Bolşevik önderlerden Karl Radek’i hücresinde ziyaret ederek (Ağustos 1919) onun aracılığıyla bu kez Moskova’ya gitmeyi başardı (1920). Orada Sovyet Dışişleri Bakanı Çiçerin’le, Lenin’le ve Bekir Sami Bey Başkanlığı’ndaki Ankara Hükümeti’nin Moskova’ya gönderdiği Türk delegeleriyle görüştü; böylece Mustafa Kemal Paşa ile resmen ilk bağlantısını kurdu. Sovyet yöneticilerin desteğinde İslâm İhtilal Cemiyetleri İttihadı’nın kurulduğunu açıkladı ve bunun yönetici kurulu olarak Halk Şuraları Fırkası’nı oluşturdu. Bunlardan birincisi uluslar arası bir Müslüman devrim hareketi olacak, ikincisi de örgütün Türkiye’ye özgü kolunu temsil edecekti. Baku’de düzenlenen Doğu Halkları Kurultayı’na, İslâm İhtilal Cemiyetleri İttihadı adına katıldı. Burada yeterince destek bulamayınca Sovyetlerin Türkiye ve başka Müslüman ülkelerdeki milliyetçi hareketleri gerçekten desteklemeyip sadece bir oyalama taktiği uyguladıkları düşüncesini edinmiş olarak Berlin’e döndü (Ekim 1920). Bu görüş ışığında, amcası Halil Paşayı (Kut), Sovyet Dışişleri Bakanı’yla görüşerek ellerindeki Türk savaş tutsaklarıyla Kafkasya’nın Müslüman halkından kuracağı bir ordunun başında Anadolu’daki direniş hareketine katılmasını sağlamakla görevlendirdi. Kendini de Anadolu’da yürütülen Kurtuluş Savaşanın Başkomutanı gibi görerek Berlin’de silâh satın almaya başladı. Ancak, Sovyetlerce benimsenen bu öneri, Mustafa Kemal Paşa tarafından reddedilerek sonuçsuz kaldı.

Talat Paşanın öldürülmesi üzerine (15 Mart 1921), İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin başlıca önderi durumuna yükseldi. Yeniden Moskova’ya gitti (26 Şubat 1921). Moskova’daki Ankara hükümetinin büyük elçisi Ali Fuat’ı (Cebesoy) kendi komutasında bir orduyla Kurtuluş Savaşı’na katılmak için ikna etmeye uğraştı, ayrıca bu konuya ilişkin olarak Mustafa Kemal Paşaya uzun bir mektup yazdı, ret cevabı aldı. Yunanlıların Ankara üzerine başlattıkları genel saldırının gelişmesi üzerine (30 Temmuz 1921) TBMM’de yer alan bir grup eski ittihatçı, Mustafa Kemal Paşanın yerini Enver’in alması için yoğun çalışmalara giriştiler. Temmuz 1921 ‘de Batum’a giden Enver, burada bir İttihat ve Terakki Kongresi topladı.

Bu arada Sakarya Zaferi (2-13 Eylül 1921) onun Anadolu’ya bir kurtarıcı gibi girme umudunu boşa çıkarınca, Orta Asya Müslümanları’nı sömürgeci İngilizlere karşı birleştirme ve bir Turan devleti kurma niyetiyle Batum’dan Buhara’ya gitti. (Ekim 1921) Ancak, Sovyet devrimi yanlısı Osman Hoca önderliğindeki Genç Buharalılar Partisi ona karşı çıkınca, Sovyet karşıtı Özbek Partisi’nin sürgündeki önderi Ahmet Zeki Velidi (Togan) ile bağlantı kurdu. Silâhlı otuz adamıyla birlikte Buhara’dan ayrılarak Afganistan sınırı güneyinde Bolşeviklere karşı savaşan Basmacılar’a katıldı (8 Kasım 1921). Basmacı reislerinden İbrahim Lakay’ın ve İshan Sultan’ın birliklerini, Tacikler ve Kırgızlar’dan meydana getirdiği kuvvetleri komutası altında toplayarak Duşanbe’yi ele geçirdi ve oradaki Sovyet garnizonunu tutsak aldı (14 Şubat 1922). Ardından “Buhara Emiri ve Halife Vekili Seyit Enver” imzasıyla dağıttığı bildirilerle çevresine topladığı yaklaşık 30 000 kişilik düzensiz bir orduyla Horasan üzerine yürüdü. “Türkistan, Hive ve Buhara Milliyetçi Orduları Başkomutanı” unvanıyla Sovyetlere verdiği bir ültimatomla Kızılordu Birliklerinin Buhara ve Horasan’dan çekilmelerini istedi (15 Mayıs 1922). Ancak, iki taraf içinde bir dönüm noktası olan Kâfiran Savaşı’nı yitirmesi sonucu (28 Haziran 1922) Basmacı reislerinden Devletment Bek komutasındaki kuvvetler dağılınca Kızılordu Birlikleri Düşanbe ile Balcuvan’ı ele geçirdiler Dağlara çekilen ve savaştan vazgeçmeyen Enver, yeniden düzenlediği kuvvetlerle sayıca çok üstün Rus Birlikleri’ne karşı Balcuvan üzerine giriştiği bir süvari hücumu sırasında vurularak öldü.(4 Temmuz 1922)

“Enver Paşanın hikayesi, onun, Himalaya’nın Pamir dağları eteğinde, Balcuvan’ın Çeğen mevkiinde, kılıcı elinde düşmana saldırırken vurulup, toprağa düşüp, son nefesini vermesiyle biter. 0 günlerde gerçi bazı Özbek, Tacik, Türkmen Beyleri ona HAKANLARIN HAKANI PADİŞAHLARIN EN BÜYÜĞÜ diye, övgüler, mektuplarla şanına destan düzerlerdi. Ama, 1908’in Hürriyet Kahramanı Binbaşı Enver Bey ve Birinci Dünya Harbinde İmparatorluğun fiilen Başkumandanı Enver Paşa artık, son ümitlerini de yitirmişti. Hayal ile gerçeğin, artık aşılması mümkün olmayan sınırına varmıştı. Bir yalnız adamdı. Ve ben öyle sanıyorum ki, o gün ve son defa atına atlayıp, son defa kılıcını çekerek kendisine ateş açan mitralyözlerin üzerine saldırırken, artık dönüşü olmayan bir yolun sonuna geldiğini biliyordu. Onun göz göre ölümün bu kucağına atılışında, ölüme meydan okuyuşunu sezerim. Geriye dönmek istiyordu ama, dönemedi. Yollar, dört tarafından kapalıydı. Ve kaderinin bu son kara düğümü içinde, cesaretle öldü. Ölümü, bilerek kabul etti. Henüz 42 yaşındaydı.”

Vurulduğu yere yakın Çeken Köyü’nde bir çınar altına gömüldü. Türk-Sovyet hükümetlerinin işbirliği sonucu orada kendisine özel bir mezar yaptırıldı.

Yazısı (Enveriye Yazısı), kalpağı (Enveriye Kalpak), bıyığı (Enveriye Bıyık) Osmanlı aydın ve asker çevrelerinde uzun süre moda olan Enver Paşa Almanlar’ca Enverland diye anılmaya başlanan imparatorluğun yazgısını beş yıl (1913-1918) elinde tuttu. Kimilerince Osmanlı devletini Birinci Dünya Savaşı’na sokarak parçalanmasına yol açtığı gerekçesiyle suçlanırken, kimilerince de bir yurtsever ve hiçbir engelden yılmayan gözü pek bir asker olarak yüceltilir.







Bu haberin geldigi yer: Osmanlı Araştırmaları
http://www.os-ar.com

Bu haber icin adres:
http://www.os-ar.com/modules.php?name=News&file=article&sid=240318