0
Makaleler | Osmanlı Tarihçileri | Osmanlı Tarih Deyimleri | Osmanlılar | Popüler Konular | Olaylar| Osmanlı Bibliyografyası | Bildiriler
Süreli Yayınlar| Arşiv Belgeleri & Rehber | Doktora Tezleri | Mücmel Osmanlı Tarihi


· Ana Sayfa
· Anketler
· Araştır
· Hesabınız
· İletişim
· Konular
· Metin Sürümü
· Tavsiye Et
· Yazı Gönder



Şu an sitede, 19 ziyaretçi ve 0 üye bulunuyor.

Kayıtlı değilsiniz. Buraya tıklayarak ücretsiz kayıt olabilirsiniz.



Oryentalistlerin Gözüyle
31 Mart Fotoğrafları
Çeşitli Vesikalar
Osmanlı Arşivinden
Kisve Bahası Belge
Mulâj-i Ruznamçe
Gazavat-ı Murad
Ahkâm Defteri
Feth-i Estergom
ingilizce haritalar
Türkçe haritalar
Şeriyye Sicilleri
Fermanlar
Ermeni Vahşeti
Topkapı Sarayı
Surnâme-i Vehbi
Kıyâfet-nâme
Osmanlı Kilimleri
Osmanlı Nakışı
Osmanlı Vazoları
Osmanlı'da Bağdad











Ottoman History Writing



Nuruosmaniye Kütüphanesinde Bulunan Bazı Kazasker Ruznamçeleri



Europe''s Muslim Capital



Changing Perceptions of the Ottoman Empire: The Early Centuries



Christians, Jews and Muslims in the OttomanEmpire: Lessons for Contemporary Coexistence



Islamızatıon In The Balkans As An Hıstorıographıcal Problem: The Southeast-European Perspectıve



The Guilds Of Jerusalem in Ottoman Period

Makaleler: OSMANLI DEVLETİNDE GÜMRÜK İŞLERİ

"Lehçe-i Osmaniye" adlı kitapta "Gümrük" kelimesi, Rumca'dan alınmış ve emtiaya ilişkin rüsumun idare mahallinin ismidir diye tanımlanmış ise de, "Gümrük" kelimesinin Rumca'dan alınma olmayıp, Latince'de ticaret manasına gelen "Commercium" kelimesinden alınmış olduğu anlaşılmaktadır. Zira, gümrük resminin ticaret eşyasından alınan bir vergi olduğu gözönüne alındığında, kelimenin manaya uygunluğu ortaya çıktığından, bu adlandırmanın esasen daha uygun bulunduğu açıktır. Fransızlar "Gümrük"e "Douane" derler. İtalyanca "Dogana" kelimesinden alınmıştır ki, Venedik ve Cenova Cumhuriyetinin Birinci Hakimi'nin ünvanı olan "Doge" adına, hazineye gelir temin etmek için, Venedik'te uygulamaya konulan verginin ismi olmuştur. Venedikliler Ortaçağ'da ticarette büyük gelişme kaydettikleri zaman, bu rüsum uygulamaya konulmuş ve giderekten "Gümrük" kelimesi, hem idarenin ismi (ism-i mekan) ve hem de verginin ismi (ism-i fiil) olarak kullanılmaya başlanılmıştır. Zamanının ünlü yazarlarından Veyh'in sözlerine göre "Douane" kelimesi, gerek Farisi ve gerekse Arabi "Divan" kelimesinin aynısı olup, Ortaçağ'da Arap gümrüklerine gelen ticari emtiaya ilişkin rüsumun alınmasına memur edilen görevlilerin tamamı anlamına gelen ve "Divan" şeklinde adlandırılan bu ibarenin, o zamanki Latince'ye "Dogan"a şeklinde geçtiği ve oradan da Fransızca'ya "Douane" şeklinde geçerek, dillere yerleşmiş bulunduğu anlaşılmaktadır. ( Süleyman Sudi/Mehmet Ali Ünal (Osmanlı Vergi Düzeni/Defter-i Muktesid))

Bazı yabancı tarihçiler, Osmanlı İmparatorluğu'nda birçok idari ve mali kurumların, İstanbul'un fethinden sonra toplu bir şekilde Bizans'tan alındığını yazmaktadırlar. Bazı tarihçiler de, gümrüklerimizin İstanbul'un fethinden sonra kurulup düzenlendiğini belirtirler. Ancak, gümrüklerimizin İstanbul'un fethinden sonra kurulup düzenlendiği ve bu düzenlemelerin de, Bizans gümrük sisitemi esas alınarak yapıldığı yolundaki görüşler, mevcut bilgilerle çelişmektedirler. İstanbul'un fethinden sonra gümrüklerimizle ilgili yapılmış olan düzenlemeler, Fatih Kanunnamesi'nin başlangıcında yer alan Hatt-ı Hümayun'da belirtildiği şekilde, ötedenberi yazılı ya da gelenek şeklinde uygulanmakta olan diğer kurallarla birlikte, gümrük kurallarının da bir araya getirilmesi, derlenmesi ve bir sıra halinde tasnif edilmesidir. Osmanlı İmparatorluğu'nda gümrüklerimiz ve gümrük vergisi konusu tanzimat öncesi dönem, tanzimat dönemi ve ikinci meşrutiyet dönemi olarak üç ayrı bölüm halinde ele alınmaktadır. A-TANZİMAT ÖNCESİ DÖNEM : Osmanlılarda "Gümrük" kelimesi maliye dilinde yer (mekan) anlamına kullanılmıştır. "Gümrük" kelimesi hem anlamı ve hem de konusu itibariyle, Osmanlı mamul ve mahsullerinin yabancı memleketlere ve yabancı memleket mamul ve mahsullerinin de Osmanlı Devleti'ne ithal veya ihraç edilmesi sırasında, ithal veya ihraç eşyasının çıkarıldığı, getirildiği daire anlamında kullanıldığı gibi, genel kullanımda bu kelime, bu daireye çıkarılan her türlü eşya üzerinden alınan resim anlamına da gelmektedir. Bu tarife göre, gümrük resmi esasen Osmanlı Devleti'nden yabancı ülkelere veya yabancı ülkelerden Osmanlı Devleti'ne ithal veya ihraç olunan eşya üzerinden alınan bir çeşit ticaret vergisi ise de, ülke toprakları içinde bir iskeleden diğer bir iskeleye denizden, bir şehir veya kasabaya karadan nakledilen veya çıkarılan eşyadan da, muhtelif isimler altında asırlarca gümrük resmi alınmış, daha sonra bunlardan bir kısmı zaman içinde kaldırılmıştır. Diğer taraftan, Osmanlı Devletinin kurucusu Osman Bey zamanında, bazı geçiş yerlerinde "Meks" adı altında "Baç" biçiminde bir tür vergi alınırdı. Ancak, halk Meks'in şeriata uygun olmadığını düşündüğünden, "Mekkas" diye adlandırılan gümrük memurluğu mesleğine karşı o dönemlerde fazla ilgi göstermez ve bu görevi almaktan kaçınırlardı. Osmanlı İmparatorluğu'nun kuruluşundan daha sonraki yıllarda "Üşur" ve "Bac" adı altında tahsil edilen vergiler vardı. Tarihçiler, "Üşur" adı ile gümrük resminin konulma esasının ve tarh sebeblerinin şer'i olduğunu, sonraları buna bir takım usul ve kaideler de zam ve ilave edilerek gümrük resminin çeşitli değişikliklere uğradığını, "Üşur"un tahsilinin meşru olduğunu, ancak, zorla alınan bir vergi demek olan "Bac" resminin tahsilinin şer'i olmayıp, örf ve adede dayandığını, "Bac" resmi tamamen ayrı bir şey iken, bazı mahallerin maliyesinin ikisini de birleştirerek, uzun zamanlar öylece tahsil ettklerini, yani geçirilen bir maldan hem gümrük ve hem de çeşit çeşit adlarla "Bac" resmi alındığını belirtmektedirler. Osmanlı İmparatorluğu'nda tanzimat öncesi döneme rastlayan tarihlerde tahsil edilen resimlere "Ezmine-i Atika Gümrükleri" denilirdi. Bunlar tahsilleri zaman içinde çeşitli kanun ve nizamlarla kararlaştırılmış olan ve yabancı devletlerle hiçbir anlaşmaya bağlı bulunmayan rüsumattır. O dönemlerde, sözüedilen bu gümrük vergilerinden; eşyanın geldiği ülke, gideceği yer ve yerli veya yabancı olup olmadığı gözetilmeksizin, gerek karadan ve gerekse denizden getirilen veya nakledilen, her türlü mal ve ticari eşyadan alınan gümrük resmine "Amediyye", eğer bu mal ve eşya evvelce dahil olduğu mahalde sarf ve istihlak olunmayarak diğer mahalle nakledilirse, ondan alınan gümrük resmine "Reftiyye" , eğer eşya dahil olduğu mahalde sarf ve istihlak olunacak olduğu takdirde, ondan alınan gümrük resmine "Masdariyye" ve yabancı memleketten gelip, dahilde sarf olunmayarak, bir başka yabancı memlekete sevkedilen eşyadan alınan resme de "Müruriyye" deniliyordu. "Masdariyye" resmi, şimdiki mevzuat gözönüne alındığında bir nevi tüketim vergisi anlamına gelmektedir ki, sonraları gümrük işlemlerinden kaldırılmış ve o tarihlerde sadece İstanbul Balıkhanesi'ne mahsus kalmıştır. Öte yandan, bu dört çeşit verginin konulması aynı anda olmamış, belki asırlar boyu elde edlen tecrübeler, yabancı devletlerle yapılan anlaşmalar ve beliren ihtiyaçlar nedeniyle zaman içinde muhtelif nizamname ve talimatlarla uygulanmaya başlamıştır. Gümrük Resmi genelde kıymet esasına göre tesbit edilirdi. Ancak, bu sistem tüccarla gümrükçüler arasında malın gerçek değerinin tayini hususunda devamlı tartışmalara sebeb olduğundan, 18 inci yüzyıldan itibaren gümrük resimleri, belli tarihteki mal fiyatlarına göre tesbit edilen spesifik tarifeler üzerinden alınmaya başlandı. Öte yandan, daha sonra yapılan ticaret anlaşmaları nedeniyle, tanzimat döneminde göreceğimiz Rüsumat Emaneti tarafından, bu "Amediyye", "Reftiyye" ve "Masdariye" tabirleri tamamen ortadan kaldırılmış ise de, bu tabirler eski gümrükçülerin dillerinde daha sonraları da kulanılmışlardır. Bu tabirlerin yerine, yabancı memleket mahsul ve mallarından dahilde sarf olunmak üzere Osmanlı İmparatorluğuna gelen mal ve eşyadan alınan gümrük resmine "İdhalat Resmi", yerli mahsul ve mallardan yabancı memleketlere ihraç olunan mal ve eşyadan alınan gümrük resmine "İhracat Resmi" ve yabancı memleketlerden gelip, dahilde sarf olunmayarak diğer bir yabancı memlekete geçirilen mal ve eşyadan alınan resme de "Müruriyye" denilmeye başlanılmıştır. Osmanlılar, "gümrük resmi"ni, uygulama ve etkisi yönünden bakılacak olunduğunda devlet gelirleri içinde en zoru, tahsil edilmesi açısından bakılacak olunduğunda da, en çabuk elde edileni olarak görmüşlerdir ki, doğrusu da budur. Yabancı devletlerle ticaret anlaşmaları yapılıncaya ve gümrük tarifeleri konuluncaya kadar, Osmanlı Devleti'nde gümrük gelirleri, hazine defter gelirleri içinde önemli bir yer tutamadığı gibi, her yerde dahi eşit gümrük resmi uygulaması mevzu bahis olamamıştır Diğer taraftan, Osmanlılar'da gerek mevki itibariyle konumu ve gerekse eşya cinsi gözönüne alınarak, gümrüklere de farklı isimler verilir, bunlardan deniz kıyısında bulunanlara "Sahil Gümrükleri", sınır boyunda kurulu olanlara "Hudud Gümrükleri" ve orta yerde bulunanlarına da "Kara Gümrükleri" adı veriliyordu. Kara gümrükleri genelde iç ticaret mallarına yönelik iken, sahil gümrükleri hem iç hem dış ticaret malları için sözkonusu oluyordu. Gerçekten İstanbul, İzmir, Antalya, Selanik, Beyrut, Trabzon, Kefe gibi merkezler sadece dış ticaret değil, deniz taşımacılığının daha ucuz ve bazı hallerde daha kolay oluşu nedeniyle, iç ticaret için de önemli liman ve gümrük merkezleriydi. Bunların yanında daha az işlek olan ikinci derecedeki limanlarda da gümrükler bulunuyordu. Kara yoluyla yapılan ticarette gümrük resmi alınması kara gümrüklerinin kurulmasını gerektirmişti. Bursa, Erzurum, Tokat, Diyarbakır, Bağdat, Şam, Halep, Edirne ve Belgrad gibi büyük şehirlerden başka, daha küçük yerlerde de kara gümrükleri vardı. Küçük gümrükler genellikle yakınındaki büyük gümrüklere bağlanır ve bir ferman gönderilmesi, yahut iltizama verilmesi gibi durumlarda yalnız büyük gümrük adı yazılır, diğerleri için ise, "ve tevabi' gümrükleri" (ve bağlı gümrükleri) denilmekle yetinilirdi. 1801 yılında Osmanlı Gümrüklerinin sayısı 100' ün üzerindeydi. Osmanlı İmparatorluğu'nda, kara gümrükleri kurulması gerekliliği doğunca ve bazılarının da bağlı bulundukları mahallere nakli sözkonusu olunca, büyük kazalarda ihracat gümrükleri ile ithalat gümrükleri birbirinden ayrılmış, bazı büyük iskelelerde de eşya bazında birbirinden ayrı gümrük idareleri kurulmuştur. Örneğin, emtia gümrükleri ile zahire denilen kuru gıda gümrükleri birbirinden ayrı idare edilirken, kuru meyva ile yaş meyva gümrükleri de farklılaştırılmış ve hatta, giriş gümrük kapısı ve mahreç ülke itibariyle de farklı gümrük idareleri tefrik olunmuştu. Osmanlı İmparatorluğu'nun ilk dönemlerinde, diğer vergiler gibi gümrük vergileri de, mali yapı içinde hazineye bağlı olarak "İltizam" ve "Emanet" şeklinde adlandırılan iki ayrı usule göre toplanıyordu. Gümrükler de, madenler, darphaneler ve dalyanlar gibi birer kiralama konusu idi. Bu tür kiralamaya konu olan gelir getirici yerlere "Mukataa" deniliyordu. Bütün mukataalar gibi gümrükler de zaman içinde iltizam ve emanet usulü ile idare edilmişlerdir. Vergilerin devlet memurları vasıtasıyla toplanması anlamına gelen emanet usulü ile idarede "Emin", Devlet tarafından tayin edilen bir memur statüsündeydi. Toplanan gümrük vergileri Gümrük Eminleri ve memurlar vasıtasıyla hazine hesabına alınıyordu. Buna göre, gümrükte çalışanların maaş ve aylıkları, kira, kırtasiye, temizlik ve yakacak masrafları, gümrüğüne göre ödenmesi planlanan tophane, baruthane, kale neferleri ulufeleri gibi harcamalar çıktıktan sonra, artan para merkeze yollanıyordu. Bir gümrüğün iltizama verilmeden önce hasılatının tam olarak bilinmemesi, iltizama çıkarıldığında istenilen rakamı bulamaması, yahut arızi bazı sebeblerden dolayı bir gümrüğün gelirinin azalması gibi hallerde, "mukataa" emanet yoluyla idare edilirdi. İltizamlar açık artırma yoluyla yapılıyordu.Gümrük gelirleri 1-3 yıllık sürelerle "Mültezim" denilen müeahhitlere ihale ediliyordu. İhalede, bir bakıma teminat olarak, sarrafların kefaleti de, taahhüd olarak aranırdı. Diğer mukataalarda olduğu gibi, gümrük mukataalarında da tek bir gümrük değil, bunların birkaçı bir arada, hatta bazan dalyan, pencik vb. resimlere ait mukataalar da eklenerek iltizama verilirdi. Bundan maksat birinin karının diğerinin zararını telafi etmesiydi. Örneğin, 1111-1112 de (1699-1700) İstanbul, Galata, Gelibolu, Tekirdağ, Ereğli, Silivri, Enez, Bandırma, Edincik, Mudanya, İzmit ve bağlı iskeleri gümrükleriyle, rüsum-ı reft, dellaliye, kara gümrüğü ve bağlantıları, dalyan-ı mahi, rüsum-ı masdariyye, Edirne gümrüğü, İzmir ve Sakız gümrükleri ve bağlı mukataası birlikte iltizama çıkarılmıştı. Bazan, emanetle idare içinde de iltizama gidilebiliyordu. Eğer mukataa bir gümrük memurunun maaşını dahi karşılıyamıyacak kadar az gelir getiriyorsa, o takdirde emin tarafından maktu olarak ihale edilebiliyordu. İltizamla idarede mültezim, iltizam bedelinin bir miktarını "muaccele" adıyla peşin olarak öder, kalanı takside bağlanırdı. Mültezim'in hazineye ödediği miktarın üstünde elde ettiği gelir de onun karı olurdu. Osmanlı İmparatorluğu'nun kurulmasından tanzimata kadar dahili gümrük rüsumunun tahsil usulü, belirtilen şekilde idi. Bazı önemli eyaletler ve yurtluk ve ocaklık şeklinde idare ettirilen bazı sancaklar hariç, bütün mahallerin gümrükleri, o zamanların terimlerince "mefruzu'l-kalem" ve "maktu'ü'l-kıdem" şeklinde kabul edilip, bazı güvenilir kişiler vasıtasıyla idare ettirilmiş, iltizam usulünün tamimi sırasında da, İstanbul gibi büyük olmayan mahallerin gümrükleri, sarrafların taahhütleri altında mültezimlere ihale olunmuş ve gümrüklerin yıllık gelirleri tamamen devlet hazinesine irad kaydedilmiştir. B- TANZİMAT DÖNEMİ : Osmanlı İmparatorluğu'nda tanzimat öncesi dönemde, gümrük vergilerinin toplanması iltizam usulüne göre müteahhitler aracılığıyla yapılıyordu. Ancak, mültezimlerin kendilerine büyük menfaatler sağlamaları dolayısıyla bu konuda çeşitli şikayetler de vaki oluyordu. Bu şikayetlerin de etkisi ile iltizam usulü 1840 yılında terkedildi ve emanet usulü uygulamasına geçildi. İstanbul ve çevresi için "İstanbul Emtia Gümrüğü" kuruldu ve öteki yörelerde de maaşlı memurlar görevlendirildi. Bu tarihte emanet usulü uygulamasına geçilirken ve gümrükler maliye hazinesine nakledilirken, o zamana kadar bazan gümrük resimleriyle birlikte ve bazan da ayrı olarak ihale edilen bütün belediye rüsumları da, hazinenin denetimi altına alınmış, (Dersaadet) İstanbul ve bağlı gümrükleri yeni kurulan İstanbul Emtia Gümrüğü Emanetine ve Dersaadet'in müteferrik belediye resimleri de sonradan "Şehr Emaneti" adını alan "İhtisab Nezareti"ne nakledilerek katılmış, taşraların benzer gümrük ve belediye resimleri de birbirinden ayrılıp, vergi tahsildarlarının nezaretleri altında olmak kaydıyla, özellikle seçilen ve tayin olunan maaşlı ve yeminli memurlar vasıtasıyla idare ettirilmiş, bunların maaş ve masraflarından arta kalan gelirlerinin, mahalli mal sandıklarına yatırılması usulü getirilmiş, o tarihe kadar gümrük olmayan yerlerde de gümrük idareleri kurulması ayrıca kararlaştırılmıştır. Bütün gümrüklerin nezareti herne kadar maliye hazinesine havale edilmiş ise de, bu havale, sadece gümrük gelirlerinin maliye hazinesine gönderilip burada toplanmasından ve kesin hesaplarının vaktı zamanında görülmesinden ibaret bir nazariye olmuştur. Bu nedenle, faaliyet ve icraat sırasında vukua gelecek sorunların halli ve düzeltilmesi bakımından, bütün gümrükler için güvenilir bir merci tayini gerekli görüldüğünden, bu çeşit sorunlar için de "İstanbul Emtia Gümrüğü" merkez tayin olunmuştur. Herhangi bir gümrük uygulamasına ilişkin bir tartışma vuku bulduğunda veya gümrük uygulamasından kaynaklanan bir hususun doğruluğu yönünden şüphe vaki olduğunda, gereğinin ve olunacak işlemin İstanbul Emtia Gümrüğü'nden sorulması ve alınacak cevaba göre de işlem yapılması bütün gümrüklere bildirilmiş, hatta, o dönemlerde kurulan "Ticaret Mahkemeleri" de İstanbul Emtia Gümrüğü'ne nakledilmiştir. Bu nedenle, gümrüklere ait herhangi bir sorun veya şikayet vaki olduğunda, önce İstanbul Emtia Gümrüğü'ne havale olunur ve oradan yazılan ilam üzerine gereği yapılırdı ki, bu ilam keyfiyeti "Rüsumat Emaneti"nin kurulmasına kadar devam etmiştir. Yine o tarihlerde, gümrüklerin yıllık gelirlerinin İstanbul Emtia Gümrüğü defterlerine kaydedilmesi ve sene sonunda da muhasebeleştirilerek, maliye hazinesine verilecek icmale derc edilmesi hususu karar altına alınmış ve yazılan bir genel emirle herbir mahalde bulunan idarelerinin, bu gümrük rüsumatı için başka defterler tutması, bahsi geçen defterlerde kayıtlı gelirlerini her ay sonunda mal sandığına teslim etmesi ve buna dair vergi tahsildarlıklarından alınacak makbuz senetlerinin de, İstanbul Emtia Gümrüğü'ne gönderilmesi veya tevdi edilmesi hususları tamim edilmiştir. Ancak, Emanet usulünün bu uygulaması da ancak, 1841 yılı sonlarına kadar sürmüş ve 1842 yılında tekrar iltizam usulüne dönülmüştür. Zira, hazinece, gümrüklerin emaneten idare olunmasından beklenen gelir ve fayda bu dönemde gerçekleşmemiş ve aşağı yukarı bunların birer senelik gelirlerinin yetersizliği de görülüp anlaşılmıştır. Bu nedenle, İstanbul Emtia Gümrüğü ve bağlantıları ile yakın gümrükler ve Yemen gümrükleri, eskiden olduğu gibi emaneten idare olunmak ve İstanbul Emtia Gümrüğü emaneti, eskisi gibi işar ve istişaratda danışma merci olarak tanınmak üzere, geri kalan bütün gümrüklerin, bazıları takım takım birleştirilmek, bazıları da mal bazında ayrılmak suretiyle, birer, ikişer veya üçer sene süreyle idare olunmak ve kar ve zararları da kendilerine ait bulunmak kaydıyla, sarrafların taahhüdü altında müzayede yoluyla mültezimlere ihalesi kararlaştırılmış, böylece 1842 yılında tekrar iltizam usulüne dönülmüştür. Bu usul gümrüklerin tamamının emaneten idareye bırakıldığı 1858 senesi sonuna kadar devam etmiştir. İltizam usulünde gümrükler ithalat ve ihracat şeklinde ayrı ayrı kalem itibar edilerek çeşitli mültezimlere ihale olunduğu gibi, mal bazında ayrı kalemler halinde de farklı mültezimlere ihale edilebiliyordu. Sahil şehirlerine gidecek malların gümrük resimleri, prensip olarak, çıktıkları değil vardıkları yerde alınırdı. Bu durumda, malın çıktığı gümrükte tüccara, malların cins ve miktarını ihtiva eden bir "İlmühaber Kaimesi" verilirdi. Malın vardığı büyük gümrükte vergisi ödendiği zaman ilmühabere meşruhat düşülür ve istendiğinde dönüşte ilk gümrüğün yetkililerine bu ibraz olunarak borcun ödendiği isbat olunurdu. Bundan maksat kaçakçılığın önlenmesiydi. Zira, tüccarın, İstanbul'a veya başka bir büyük şehire götüreceğini söyliyerek, mallarını gümrükten resim ödemeden geçirdikten sonra, gümrük bulunmayan yollara saparak satması da nadir rastlanan olaylardan değildi. Ancak, gümrük resminin malın vardığı gümrükte alınması da, zaman zaman problemlerin çıkmasına sebebiyet verebiliyordu. Bunun için 1857 yılında "Mahreç Nizamnamesi" adıyla yayınlanan bir nizamname ile gümrük resminin malın çıktığı yerde alınması prensibi getirildi. Sonradan kurulan (Muhdes) kara gümrükleri 1843 te kaldırıldı. Fakat, eskiden beri mevcut olduğu için "Kadim" adıyla anılanlar sürdü. Ancak, bu uygulama, sahil gümrükleri ile eski kara gümrüklerinin bulunduğu Osmanlı şehirleriyle, sonradan kurulan gümrüklerin bulunduğu yerler arasında, birincilerin aleyhine bir durumun ortaya çıkmasına sebeb oldu. Birincilerin yakınındaki yerler, mahsul ve mamuller için %8 gümrük resmi öderken, diğerleri bundan muaf tutulmuştu. Diğer konulardaki şikayetlerle beraber, tütün, enfiye, müskirat ve tuz hariç olmak üzere bütün kara gümrükleri kaldırıldı. 1859 senesi Mart'ından itibaren, taşraların gerek sahil ve hudut ve gerekse kara gümrükleri itibariyle birtakım emanetlere bölünmesi ve tamamının emanet usulü ile idare edilmesinin daha hayırlı olacağı, Maliye Nezareti'nden, bir Takrir ile Bab-ı Aliye arzedilerek bildirilmiştir. Bunun üzerine, bütün sahil, kara ve hudud gümrükleri için onyedi Gümrük Emaneti kurulmuştur. Emanetlerin her birine "Emin" ünvanıyla ve yüksek maaşlar tahsis edilerek müstakil kişiler tayin edilerek mahallerine gönderilmişlerdir.Bu sırada Gümrük Eminleri'nin maiyetlerine de birer muhasebe, birer tahrirat baş katibi tayin olunmuş ve bunların mahallerinde tutacakları defterlerin talimat ve numuneleri de, İstanbul Emtia Gümrüğü'nün defterlerine uygun olarak tanzim edilmiştir. Gümrüklerin çalışmaları 1860 senesi sonuna kadar münferiden bu tarzda devam etmiş ve gümrük kuralları çeşitli yönetmeliklerle düzenlenmeye çalışılmış, aynı yıl yapılan ticaret anlaşmaları üzerine düzenlenen tarifelerle, tuz ve tütün inhisarları hakkında yeniden kaleme alınan nizamnamelerin, sene sonundan itibaren uygulamaya konulması kararlaştırılmıştır.. Öte yandan, gerek iltizam ve gerekse emanet usullerinin tatbikatında çeşitli şikayetler oluyordu. O dönemde aynı zamanda teşkilatın yapısı da çok yetersizdi. Gümrük İdarelerinin herbiri ayrı ayrı ve doğrudan hazineye bağlıydı. Aralarında herhangi bir bağlantı yoktu. Memurlar da iltizam usulünün uygulandığı mültezimler döneminde çalışan kimselerden oluşuyordu. Diğer taraftan, tanzimat döneminde ıslah edilmesi öngörülen idari kuruluşlardan birisi de devletin mali teşkilatı idi ve keza, belirtilen nedenlerle, gümrüklerin ıslahı yönünde de düşünce ve çalışmalar vardı. Keza, onsekizinci yüzyıla gelinceye kadar genellikle devlet içinde sadece bir "gelir" unsuru olarak görülen gümrükler, özellikle ondokuzuncu yüzyılda Avrupa'da sanayi devriminin gerçekleşmesi, üretimde ve uluslararası ticarette büyük gelişmeler olması sonucu önem kazanmış, gümrük konuları ve sorunları ile kaçakçılıkla mücadele daha ön plana geçmiştir. Bu gelişmelere paralel olarak, gerek batılı ülkelerde ve gerekse Osmanlı İmparatorluğu'nda gümrüklerle ilgili yeni düzenlemelerin yapılması zorunluluğu doğmuştur En son Emanet Usulü'nün uygulanmakta olduğu bu dönemde, gümrük eminleri doğrudan Hazineye bağlı olduğundan, aralarında herhangi bir irtibat bulunmadığından ve hatta bir dağınıklılık sözkonusu olduğundan, gümrüklerin bu durumdan kurtarılması için teşkilat yapısı ile ilgili yapılan çalışmalar sonucu, 1859 yılı Mart'ından itibaren onyedi emanete ayrılmış olan taşra gümrük idareleri, Hazine yerine daha önce kurulmuş bulunan İstanbul Emtia Gümrük Eminliği'ne bağlanmıştır. O dönemde İstanbul Emtia Gümrük Emini Mehmet Kani Paşa idi. Daha sonra da "Emanet" ünvanı "Nezaret" ünvanına çevrilmiş, taşra tuz ve tütün idareleri de nezaretlere bağlanmış ve bilahare, "Duhan" (Tütün) ve "Memleha" (Tuz) İdareleri de İstanbul Gümrük Eminliğine bağlanmış ve 1861 yılında da İstanbul Emtia Gümrük Eminliği ünvanı kaldırılarak, "Rüsumat Emaneti" kurulmuştur. Taşradaki Gümrük Emanetleri de Müdürlük adını almıştır. İlk Rüsumat Emini Mehmet Kani Paşa olmuştur. Emanet ünvanının "Nezaret" ünvanına çevrilmesi ve taşra tuz ve tütün idarelerinin de Nezaretlere bağlanması "Rüsumat Nezaretlerinin Sureti Teşkillerile Tayin Olunan Rüsumat Nazırlarının Keyfiyeti Memuriyetlerine Mütedair Talimatname" ile yapılırken, gümrüklerin muamelatının bir düzene konulması, gümrükçüler arasında teknik bilgisi yüksek ve muktedir adamlar yetiştirilmesi, bunların vazifelerinin belirlenmesi, bunların arasında kabahatleri zuhur edenlerin muhakemelerinin icrası ile cezalarının tertip ve tayini ve sadakatle görev yapanların yükseltilmeleri, bir "Mutlak Yetki" ile Mehmet Kani Paşa'ya verilmiştir. 1876 tarihli Rüsumat Salnamesi'nden, Rüsumat Emaneti'nin merkez teşkilatı ile görevlileri aşağıdaki şekilde tesbit edilmektedir. RÜSUMAT EMANET-İ CELİLESİ Rüsumat Emini : Kani Paşa Muhasebecisi : Rüştü Efendi MECLİS-İ RÜSUMAT Reis : Süleyman Sıdkı Bey Aza : Kemal Bey : Ali Haydar Bey : Sadık Bey : Süleyman Bey : Başkatip inzimamiyle Cemal Bey : Ragıp Efendi : Mehmet Bey : Rafet Bey : Behçet Bey : Başkatip Muavini Süleyman Bey ZABİTAN-I AKLAM Rüsumat Muhasebe Mümeyyiz-i Evveli : Arif Efendi Meclis-i Rüsumat Kalemi Mümeyyizi : Mustafa Bey Tahrirat Kalemi Mümeyyizi : Vehbi Efendi Sergi Mümeyyizi : Mehmet Bey Sertahsildar : Arif Bey Evrak Müdürü : İsmet Bey Rüsumat Muhasebe Mümeyyiz-i Sanisi : Süleyman Efendi Tatbik Odası Mümeyyizi : Hasan Efendi İstatistik Mümeyyizi : Cemal Efendi Daha sonra Maliye Nazırlığı da yapan ve Türkçe'den başka Arapça, Fransızca ve İtalyanca da bilen ilk Rusumat Emini Mehmet Kani Paşa, gerek maliyede ve gerekse diğer devlet dairelerinde görevli bulunan katiplerden, en çalışkan ve yeteneklilerini yüksek maaşlar tahsisi ile Rüsumat Emaneti'ne almış, ayrıca, gümrüklerle ilgili önemli düzenlemeler meyanında bulunan, altmışdört maddeden oluşan "Dersaadet Gümrükleri İle Mülhakat Gümrüklerinin Muamelei Dahiliyesine Dair Nizamname"yi hazırlayarak, 1861 yılında uygulamaya koymuştur. Diğer taraftan, ticaret anlaşması hükümlerince hile ve hud'anın önlenmesi açısından gerekli görülen tedbirlerin alınması, devletin yetkisinde olduğundan, hem hazine menfaatlerinin korunması hem de ticaret erbabının muamelatının daha da emniyete alınması için, Rüsumat Emaneti'nce, yedi maddeden oluşan ve bir çok fıkrası oldukça önemli ve yararlı bulunan bir "Nizamname" daha yürürlüğe konulmuştur. Böylece, Tanzimat dönemi yapılan bu yeni düzenlemelerin bir sonucu olarak, Gümrükler Maliye'den ayrılarak, doğrudan Sadrazamlığa bağlı bir teşkilat olarak, "Rüsumat Emaneti" adı altında organize edilmiş, "Gümrük Müfettişliği" ihdas olunmuş ve ayrıca, Gümrük Muhafaza Teşkilatı kurulmuştur. Gerçekten, Tanzimat döneminde teşkilatla ilgili bir diğer çalışma da Gümrük Muhafaza teşkilatı ile ilgili bulunmaktadır. Osmanlı İmparatorluğu ile diğer ülkeler arasında 1861 yılında yapılan ticaret anlaşması ile gümrük vergilerinin artırılması sonucu, gümrük kaçakçılığı olayları sayısında da artışlar görülmüştür. Kaçakçılıkla mücadele yönünden bir tedbir olarak yeni bir teşkilatın kurulması düşünülmüş ve Rüsumat Emaneti bünyesinde, ilk olarak Gümrük Muhafaza Teşkilatı kurulmuştur. Ancak, Gümrük Muhafaza Memurları 1861 yılından önce de vardı ve sadece mültezimlerin bölgelerini koruma görevi yapıyorlardı. Gümrük Muhafaza Teşkilatı'nın da kurulmasından sonra, görülen işler ve bağlı bulunan kuruluşlar itibariyle Rüsumat Emaneti'nin, Cumhuriyet Döneminde göreceğimiz Gümrük ve Tekel Bakanlığı'nın idari yapısına benzer bir hüviyet gösterdiği anlaşılmakta ve Maliye Nezareti'nin 1838 yılında kurulmuş olduğu gözönüne alındığında da, bu tarihten 23 yıl sonra Gümrük Teşkilatının Osmanlı İmparatorluğu'nun idari yapısı içinde, müstakilen organize edilebilmiş olduğu görülmektedir. Burada, Osmanlı Devleti'nin mali yapısı ile ilgili yapılan çalışmalar sırasında, Rüsumat Emini Kani Paşa'nın da bu çalışmalara katılmasına dair, gerek Maliye Nezareti'ne ve gerekse Rüsumat Emini olarak adı geçene, Sadaret Makamı'ndan yazılan 1276 tarihli Tezkere'lere yer veriyoruz. "Maliye Nezaret-i Celilesi'ne Islahat-ı Maliye Komisyonu'nda gümrüklerce dahi ba'zı ıslahat müzakere olunmakda olduğu cihetle gümrük emini devletlü paşa hazretlerinin işbu komisyona me'muriyeti hususuna bi'l-istizan irade-i seniyye-i cenab-ı şehinşahı müte'allik ve şeref-sudur buyurulmuş ve mantuk-ı alisi üzre keyfiyet müşarun-ileyh hazretlerine bildirilmiş olmağla beyan-ı hal siyakında tezkire.". "Kani Paşa Hazretlerine Islahat-ı maliye zımnında haftada bir kere akd olunmakda olan komisyonda gümrüklerce dahi ba'zı ıslahat müzakere olunmakda olduğu cihetle zat-ı devletlerinin işbu komisyona me'muriyetleri hususuna bi'l-istizan irade-i seniyye-i cenab-ı şehinşahı müte'alli ve şeref-sudur buyurulmuş ve mantuk-ı alisi üzre keyfiyet maliye nazırı devletlü paşa hazretlerine bildirilmiş olmağla beyan-ı hal siyakında tezkire.". Diğer taraftan, Rüsumat Emaneti kurulduktan sonra, İstanbul Gümrük Emini Kani Paşa'nın Rüsumat Emini olarak atandığına dair, Sadaretten tüm Kaymakamlıklara gönderilen 1278 tarihli Talimat da, o dönemde gümrüklere atfedilen önemin bir belgesi olarak aşağıya alınmıştır. "Vülat-ı ızam ve mutasarrıfın-i kiram hazeratıyla kaymakamlara Saye-i tevfikat-vaye-i hazrett-i şahanede ıslahat-ı maliye hakkında ittihaz kılınan tedabirin cümlesinden olmak üzre Rüsumat Emanet-i behiyyesi dahi Gümrük Emini devletlü Kani Paşa hazretleri uhdesine ilave-i me'muriyet kılınmış olup beyana hacet olmadığı vechile varidat-ı ma'lume-i rüsumiyyenin idare ve icra'atına bi-mennihi te'ala gelecek Mart ibtidasında bed' ve mübaşeret olunacağına ve bunun cesamet ve ehemmiyeti meydanda bulunduğuna bina'en işbu rüsumat maddesine müteferri kaffe-i hususatda müşarun-ileyh hazretleri tarafından vaki olacak iş'aratın hiç bir mahalle müraca'at olunmaksızın ve te'kide hacet bırakılmaksızın bila-imhal derhal tamamıyla tesviye-i icabatına sa'y u gayret olunması hususunun bi'l-cümle vülat-ı ızam ve mutasarrıfın-i kiram ve kaymakamlara şimdiden tavsiye ve iş'ar edilmesi Encümen-i Mahsus-ı Meşveret kararı icabından ve müte'allik buyurulan irade-i seniyye-i cenab-ı Padişahı iktiza-yı alisinden bulunmuş ve mantuk-ı alisi üzre suret-i hal ta'mimen her tarafa bildirilmiş olmağla oraca dahi bundan böyle müşarun-ileyh hazretlerinin bu babda vuku bulacak tebligatının tamamı-i icrasına müsara'at ve her halde ibraz-ı me'ser-i meham-şinas ve reviyyete sarf-ı nakdine-i himmet olunması siyakında işbu şukka tahrir ve tesyir kılındı.". Öte yandan,Tanzimat Dönemi'nde yapılan önemli çalışmalardan birisi de, ekonomik alanda olmuş ve Osmanlı İmparatorluğu ile Fransa arasında ve daha sonra da diğer devletlerle aktedilen 1838 tarihli Ticaret Anlaşmasının yerine, 1861 yılında yeni bir Ticaret Anlaşması yapılmıştır. Bu yeni anlaşma ile 1838 anlaşmasında % 5 olarak düşük tesbit edilmiş olan giriş gümrük vergisi % 8 olarak arttırılırken, % 12 olarak yüksek tesbit edilmiş olan ve bu nedenle esasen sınırlı olan ihracatımızı olumsuz yönde etkileyen çıkış gümrük vergisi % 8 olarak indirilmiş ve % 1' e kadar da her sene % 1 oranında azaltılması kararlaştırılmıştır. Lehimize olan bu hükümlerin yeni ticaret anlaşmasına yansıtılabilmesi, şüphesiz o günün şartları altında bir başarı idi. Diğer taraftan, 28 yıl süreli olan 1861 tarihli ticaret anlaşmasının sonunda, giriş gümrük vergisinin arttırılması istenmiş ise de, diğer taraf devletler bu arttırıma yanaşmamışlar, nihayet uzun çabalardan sonra 1907 yılında giriş gümrük vergisi % 11 e yükseltilebilmiştir. 1861 tarihli ticaret anlaşması ile sağlanan diğer bir hak da, manifesto verilmesi mecburiyetinin getirilmesi konusunda olmuştur. Bu tarihe kadar, limanlarımıza gelen yabancı gemilerin gümrük idarelerine manifesto verme zorunlulukları yoktu. Gümrüklü malları istedikleri gibi yükler veya boşaltırlardı. Manifesto ise gümrüğe gelen bir malın gümrük idaresince takibi yönünden en önemli belgedir. Gümrükçüler tarafından oldukça sık kullanılan "Gümrük manifestonun verilmesiyle başlar" deyimi hatırlanıldığında, 1861 tarihli ticaret anlaşması ile o tarihte yabancı gemilere gümrüklere manifesto verme mecburiyetinin sağlanabilmesinin ne derece önemli olduğu görülmektedir. Diğer taraftan, Rüsumat Emaneti'nce, meslekte uzmanlaşmış gümrük memurları yetiştirmeğe de, ayrı bir önem verilerek 1892 yılında "Gümrük Darüttalimi" adı ile bir de okul açılmıştır. Bilhassa tarife konusunda uzman gümrük memurları yetiştirmek için bir okul açılması gerekliliğini bildiren ve Rüsumat Emaneti'nden Sadaret Makamı'na yazılmış olan 6 Haziran 1892 tarihli yazı, o dönemin bir belgesi olarak aynen aşağıya alınmıştır. "Gümrük tarife ve mukarreratı cedidesinin tatbikat ve icraatını teshil ve temin edecek esbap ve vesailin tetkik ve takibi emrinde teşebbüsatı lazımeye iptidar olunmuş ve bu yolda devam dahi ediliyor. Eşyanın tarife-i umumiyeye tatbikan tasnif olunabilmesini teshil için mukaddema erzan buyurulan müsadei seniyyeye tevfikan emaneti çakeri müsteşarlığı refakatine Almanya'dan bir memur celbedilecek, esamii eşyayi şamil ve tarife-i cedidenin fusul ve mevadına tabi olarak lisanı fransevi üzerine fıhristi umumi tanzim ettirilmekte ve İzmir rüsumat nezareti müfettişi seadetlü Rıza beyefendi hazretleri dahi, hayli vakittir merkezi emanette bulundurularak lisanı Türki ile tanzimi lazım gelen kısmını telif eylemekte olup, tarifei umumiye mevzu ve mahiyetinin vesaiti icraiye olan muayene memur ve katiplerine şimdiden talim ve tefhimi lazım ve belki labüt olmasile olbapta tanzim kılınan talimat ahkamına tevfikan iktiza edenlere, müşarünileyh Rıza beyefendi tarafından talim ve tedris edilmek ve emanet müsteşarlığının tahtı nezaretinde bulunmak üzere, Derseadet Emtiai Ecnebiye Gümrüğü Dairesi'nde bir Darüttalim tesisile fiiliyatına mübaşeret olunmak üzere bulunulmuştur.". Gümrük Daruttalimi için hazırlanmış olan onsekiz maddelik Talimat'a göre, okulda, tarife cetveli ile ilgili nazari bilgiler verilecek ve eşyadan gerekli görülenlerinin numuneleri tarifeye tatbik edilecektir. Gümrüklerde çalışan bütün muayene memurları da buraya devam ile Şehadetname almaya mecbur tutulmuşlardır. 1892 yılında kurulan Gümrük Daruttalimi'nin adı, 1908 yılında ikinci meşrutiyet döneminde "Rüsumat Memurları Mektebi"ne çevrilmiş, Birinci Dünya Savaşı'nın çıkması üzerine de 1914 yılında kapanmıştır. Kaynak: http://www.gumruk.gov.tr/tarihce/osmanli.htm

Not:

 

· Daha fazla osmanlı kamu ekonomisi
· Haber gönderen mehmetipci


En çok okunan haber: osmanlı kamu ekonomisi:
MUKATAA SİSTEMİ




Ortalama Puan: 2.92
Toplam Oy: 25


Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü






 Yazdırılabilir Sayfa  Yazdırılabilir Sayfa

 Bu Haberi Arkadaşına Gönder  Bu Haberi Arkadaşına Gönder



Ziyaretçi İstatistikleri

Açılış Sayfası Yap

Mehmet İPÇİOĞLU tarafından hazırlanan bu site.


3 Temmuz 2001'de aramızdan ayrılan Nejat Göyünç'e İthaf Edilmiştir




Sayfa Üretimi: 0.259 Saniye