0
Makaleler | Osmanlı Tarihçileri | Osmanlı Tarih Deyimleri | Osmanlılar | Popüler Konular | Olaylar| Osmanlı Bibliyografyası | Bildiriler
Süreli Yayınlar| Arşiv Belgeleri & Rehber | Doktora Tezleri | Mücmel Osmanlı Tarihi


· Ana Sayfa
· Anketler
· Araştır
· Hesabınız
· İletişim
· Konular
· Metin Sürümü
· Tavsiye Et
· Yazı Gönder



Şu an sitede, 23 ziyaretçi ve 0 üye bulunuyor.

Kayıtlı değilsiniz. Buraya tıklayarak ücretsiz kayıt olabilirsiniz.



Oryentalistlerin Gözüyle
31 Mart Fotoğrafları
Çeşitli Vesikalar
Osmanlı Arşivinden
Kisve Bahası Belge
Mulâj-i Ruznamçe
Gazavat-ı Murad
Ahkâm Defteri
Feth-i Estergom
ingilizce haritalar
Türkçe haritalar
Şeriyye Sicilleri
Fermanlar
Ermeni Vahşeti
Topkapı Sarayı
Surnâme-i Vehbi
Kıyâfet-nâme
Osmanlı Kilimleri
Osmanlı Nakışı
Osmanlı Vazoları
Osmanlı'da Bağdad











Ottoman History Writing



Nuruosmaniye Kütüphanesinde Bulunan Bazı Kazasker Ruznamçeleri



Europe''s Muslim Capital



Changing Perceptions of the Ottoman Empire: The Early Centuries



Christians, Jews and Muslims in the OttomanEmpire: Lessons for Contemporary Coexistence



Islamızatıon In The Balkans As An Hıstorıographıcal Problem: The Southeast-European Perspectıve



The Guilds Of Jerusalem in Ottoman Period

Mahalleli

Mahalle bir sosyal olguydu bir zamanlar.

Apartman adı verilen beton yığınlarına hapsolmadan önce ruhumuz.

Sınav denilen adı batası bir maratonun anaforuna kapılmadan…

Dersane kapılarında telef olup gitmeden önce çocukluğumuz.

Delisi, afilisi, şadırvanlı camisi, bakkalı, kasabı, ustası, çırağı ile bir bütündü mahalle.

Çıkmazdı sokakları.

Kapı önü sohbet yeriydi komşuların.

Oyun alanıydı çocukların.

Halı saha adı verilen yapay mekanlarda iki kale arasına meşin yuvarlağı sokmaktan başka oyunları olmayan apartman çocukları gibi değildi mahallenin çocukları.

Ne oyunlar vardı mahallelerde oynanan!

Oğlanlar çelik çomak, hacıyatmaz, birdirbir, uzun eşek, bilye, topaç; kızlar ise yakar top, seksek, istop, yedi kiremit, ip atlama, evcilik, bezirganbaşı, mendil kapmaca, üç taş, dokuz taş oynarlardı.



Aklımda kalanlar bunlar.

Daha neler vardı kim bilir.

Evler genelde tek katlı ve avlu içerisinde olurdu.

Günlük yaşamın çoğu burada geçtiği için hayat denirdi avluya.

Avlunun ortasında bir dut ağacı dururdu.

Abiler çıkınca bebeler de peşinden tırmanırdı devasa ağacın tepesine.

Çelimsiz bedenleriyle tutunamayınca ağacın gövdesine armut gibi dibine düşerlerdi ağacın.

Kolu kanadı kırılan çocuğu kucaklayan anneler, mahallenin sınıkçısında alırdı soluğu.

Genelde herkesin bir büyük baş hayvanı olurdu. Avlunun içinde bir köşeye ahır, diğer köşeye kenef yapılırdı.

Hali vakti yerinde olanların evleri iki katlıydı.

Onların ahırları alt katta olur, avluda da ahır yerine kümes bulunurdu.

Tüketen değil üreten bir toplumdu mahalleli.

Hemen herkesin bağı bahçesi olur, kışlık zahiresini yazdan hazırlardı mahalleli.

Büyük kazanlarda kaynardı zahirelik bulgurlar. Komşu komşunun sadece külüne değil bir çok şeyine muhtaçtı.

Mesela bu kazanlar.

Hacet adı verilirdi bu tip ihtiyaç malzemesine.

Ve ihtiyacı olan alır kullanırdı.

Kavga gürültü olmaz mıydı?

Olurdu elbet.

Ama Hacı amcaları vardı mahallenin.

Herkesi bir sükut sarardı onlar girince devreye.

Horasan erenleri gibi adamlardı onlar.

Küslük, dargınlık kalmaz, öpüşür barışırdı herkes onların huzurunda.

Hacı teyzeleri vardı bir de.

Rol modeldi onlar genç kızlar için.

Tıpkı komşumuz Mücella Teyze gibi.

Itır kokulu Mücella teyze..

Rol modeldi gençlere o da diğerleri gibi.

Tıpkı annemim ahretliği Kadriye teyze gibi.

Külüne muhtaçtık birbirimizin

Anne sütü kadar sıcak, bahçesinde açan renk, renk kasımpatılar kadar huzur doluydu sesi

Bir hicazkar beste gibiydi. Her usulü bilirdi

Yüceydi yüreği…

Mahallemizi kuşatacak kadar yüce

Herkesin yardımına koşar, her gelene kapısını açardı

Fakirlerin hanesine uğrar, yardım ederdi gizlice

Akide şekerleri saklardı bizim için ışıltılı cam kavanozlarda

Nane, reyhan kuruturdu avlusunda ahşap evin.

Çamurlu ayaklarımızla basınca Gıcır gıcır, silinmiş ahşap verandasına, kuş üzümü gibi gözlerini kısınca, başımızı öne eğerdik usulca.

Kızması bile şefkat doluydu.

Şimdi ne Mücella teyze kaldı, ne de ahşap ev.

Ne mahalle kaldı geriye, ne de çocukları; çıkmaz sokaklarımızın.

Ne reyhan kokusu kaldı havada ne de ıtır kokusu komşularımızın.

Zevk vermiyor şimdi kimyasal kokulu tutkular.

Hacı amcalarla, hacı teyzelerle birlikte çekip gittiğinden beri bütün soyut arzular.


 

· Daha fazla
· Haber gönderen mehmetipci


En çok okunan haber: :
Mahalleli




Ortalama Puan: 4.19
Toplam Oy: 66


Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü






 Yazdırılabilir Sayfa  Yazdırılabilir Sayfa

 Bu Haberi Arkadaşına Gönder  Bu Haberi Arkadaşına Gönder



Ziyaretçi İstatistikleri

Açılış Sayfası Yap

Mehmet İPÇİOĞLU tarafından hazırlanan bu site.


3 Temmuz 2001'de aramızdan ayrılan Nejat Göyünç'e İthaf Edilmiştir




Sayfa Üretimi: 0.226 Saniye