0
Makaleler | Osmanlı Tarihçileri | Osmanlı Tarih Deyimleri | Osmanlılar | Popüler Konular | Olaylar| Osmanlı Bibliyografyası | Bildiriler
Süreli Yayınlar| Arşiv Belgeleri & Rehber | Doktora Tezleri | Mücmel Osmanlı Tarihi


· Ana Sayfa
· Anketler
· Araştır
· Hesabınız
· İletişim
· Konular
· Metin Sürümü
· Tavsiye Et
· Yazı Gönder



Şu an sitede, 15 ziyaretçi ve 0 üye bulunuyor.

Kayıtlı değilsiniz. Buraya tıklayarak ücretsiz kayıt olabilirsiniz.



Oryentalistlerin Gözüyle
31 Mart Fotoğrafları
Çeşitli Vesikalar
Osmanlı Arşivinden
Kisve Bahası Belge
Mulâj-i Ruznamçe
Gazavat-ı Murad
Ahkâm Defteri
Feth-i Estergom
ingilizce haritalar
Türkçe haritalar
Şeriyye Sicilleri
Fermanlar
Ermeni Vahşeti
Topkapı Sarayı
Surnâme-i Vehbi
Kıyâfet-nâme
Osmanlı Kilimleri
Osmanlı Nakışı
Osmanlı Vazoları
Osmanlı'da Bağdad











Ottoman History Writing



Nuruosmaniye Kütüphanesinde Bulunan Bazı Kazasker Ruznamçeleri



Europe''s Muslim Capital



Changing Perceptions of the Ottoman Empire: The Early Centuries



Christians, Jews and Muslims in the OttomanEmpire: Lessons for Contemporary Coexistence



Islamızatıon In The Balkans As An Hıstorıographıcal Problem: The Southeast-European Perspectıve



The Guilds Of Jerusalem in Ottoman Period

SAVAŞIN EŞİĞİNE GETİREN KRİZ: BİR OSMANLI ELÇİSİNİN HAKARETE UĞRAYIŞI

Anonim writes "Tarih Öğretmeni-Araştırmacı: M. Faik Yavuz
e-posta: faik.yavuz@hotmail.com

Türk ve Yunan tarihi, 1821 yılından beri hiç olmayacağı kadar siyasi hareketliliklere sahne olmaktadır. Nitekim son zamanlarda iki komşu devlet, Kıta Sahanlığı sorunu, Kıbrıs Sorunu, Avrupa Birliği sürecinde Roma-Hellen-Yunan ve Osmanlı-Türkiye uzantılı “tarihi” uyuşmazlık problemleri ile karşı karşıya gelmektedirler. Bu yazının amacı, 23 Mayıs 2006 tarihinde Türk ve Yunan savaş uçaklarının çarpışması ve ardından Yunanistan’dan özür ve tazminat bekleyen Türkiye’nin, diplomatik tavrını ve netice alabilirliği Osmanlı örneğini vererek tarih ve diplomasi meraklılarıyla paylaşmaktır; bu şekilde bir çalışmayla Tarih ve Diplomasi ile ilgilenenlerin çalışmalarına katkıda bulunabilmektir…



Yunan Kralı’nın Yaver-i Harb Kumandanı Kolonil Karatasso, 1841 yılında Osmanlı reayasını ayaklandırmak için bazı kışkırtmalarda bulunmuş; Tırhala, Girid ve Selanik’te ortaya çıkan isyanlara katılmış hatta bazılarına bizzat öncülük bile yapmıştı. Osmanlı Devleti tarafından aranmakla beraber yakalanamamıştı. Bir isyancı olmasına rağmen, Yunan Kralı tarafından önce hapsedildi sonradan Miralay rütbesiyle Yaver-i Harb olarak atandı.[1] Karatasso, 12 Ocak 1847 (24 Muharrem 1263) yılında İstanbul’a gelmek üzere Yunan Kralından gerekli izni aldıktan sonra Atina’da bulunan Osmanlı Elçiliğine giderek pasaportunun vize edilmesini istedi. Karatasso, Osmanlı Devleti aleyhinde faaliyetlerde bulunduğundan pasaportu vize edilemezdi. Nitekim Elçilik Serkatibi de vize etmemişti. Çünkü Osmanlı Devleti’nin kendi aleyhinde faaliyetlerde bulunanların pasaportlarının vize edilmemesi hakkında kesin emri vardı.[2]
Yunanistan’ın Yaver-i Harb Kumandanının pasaportunu vize etmemek önü alınamayacak gelişmelerin başlangıcı olabilirdi. Bu yüzden Osmanlı Devleti’nin Atina Elçisi Kostaki Musurus hemen harekete geçerek Yunan Devlet Başkanı Kolti ile görüşmek üzere evine gitmiş fakat kendisiyle görüşememişti. Karatasso’nun pasaportunun vize edilmemesinin hemen ertesi günü, 13 Ocak’ta, Yunan Kralı tarafından düzenlenen bir baloya diğer tüm elçiler gibi Osmanlı Elçisi Musurus’ta davet edildi. Musurus, Kral’ın, Karatasso’nun vizesine dair bilgilendirildiğinden emin olarak baloya katılmıştı. Yunan Kralı’nı, baloda, bütün elçiler halka şeklinde durarak karşıladı. Kral, bütün elçilerle tek tek selamlaşarak baloya davetlerinden dolayı “Teşekkür” ve “Hoşgeldiniz” ifadelerinde bulunmuş fakat sıra Osmanlı Elçisi Musurus’a geldiğinde bir an duraksayıp şöyle demişti: “Mösyö Yunan Kralı izhar eylediğinizden ziyade riâyet ve hürmete müstehâk olduğunu memul ider idüm”[3]. Kral bu sözlerinden sonra diğer elçilere yöneldiğinden Musurus kendisine cevap bile verememişti. Kostaki Musurus bu olayla ilgili Babıali’ye göndermiş olduğu mektupta kendisine yapılan saygısızlığı şöyle anlatmaktadır: “Yunan Kralının aleni ve umumi bir cemiyette mecmu’u Avrupa Süferasının ve Yunan Müdürleri vesair mu’teberanın müvacehelerinde ol süretle metbu’u müfehham şevketmeâb efendimizin şân ve vakârı mülükânelerine raci olan tazyika ile nefs-i naçizaneme dokunmasından mütehayyir kalub”.[4] Görüldüğü üzere Yunan Kralının bütün Avrupa Elçilerinin ve önemli devlet adamlarının huzurunda Musurus’u saygısızlıkla nitelendirmesi çok ağır bir hakaretti. Kostaki Musurus, bunun kendisini fevkalade üzdüğünü belirtmekle beraber o esnada bunu hissettirmemeye çalıştığını da söylemekteydi. Musurus’un bu şekilde bir nevi azarlanması diğer devlet elçilerini de meraklandırmış ve fısıldaşmalar başlamıştı. Kralın bu sözlerinin nedenini merak eden Musurus, Kolti’ye ulaşmaya çalıştı. Musurus, Kolti’nin yanına giderek Karatasso’nun pasaportunun vize edilmemesinin bu şekilde büyütülmesinden ve daha büyük sorunlar doğurmasından dolayı kendisini(Kolti’yi) sorumlu tuttuğunu söyledi. Kolti ise bu sözler üzerine, gelişmeleri Kral’a iletemediğini ifadeyle, Kral’ın Yaver-i Harb’ı olan bir şahsın pasaportuna vize verilmesi gerektiğini söyledi. Hatta “benim hiçbir mesuliyetim yoktur” kabilinden ifadelerde de bulundu. Bunun üzerine Musurus, devletinin vize meselesinde ki tutumunu hatırlatarak yaptığının doğru bir davranış olduğunu fakat Karatasso, sırf önemli bir rütbede bulunduğundan kendisi için özel bir izin alınana kadar hareketini engellediğini belirtmişti. Musurus bu kararının Karatasso’ya ve kendisine iletildiğini de sözlerine ekledi. Ayrıca Karatasso’nun ister eski huylarından vazgeçsin isterse vazgeçmesin her ne kadar önemli bir rütbede bile olsa, kendisinin, Babıali’nin emri dışında hareket edemeyeceğini de söyledi. Kolti ile bu şekilde konuştuktan sonra Karatasso’yla da görüşen Musurus, Babıali’den izin alınmadan pasaportunu vize edemeyeceğini söylemiş ve ardından yarım saat gibi bir süre baloda kaldıktan sonra gece on bir buçukta elçiliğe geri dönmüştü.[5]

Görüldüğü üzere Kostaki Musurus tamamen bir sadakat örneği olarak kendisine verilen görevleri karşısındakinin konumuna bakmaksızın uygulama taraftarıydı. Tabii bunun bedeli bazen ağır olabiliyordu. Aslında, Musurus, yukarıda da belirtildiği üzere Kral’ın gelişmelerden haberi olduğunu tahmin ederek baloya katıldığından böyle bir tepki beklemiyordu. Fakat gelişen olaylar Kolti’nin gelişmeleri Kral’a haber vermediğini göstermekteydi. Kral, Karatasso’nun olayları maniple eden açıklamalarına inanmış ve dolayısıyla Musurus’u suçlayıcı sert bir tepki göstermişti. Musurus’ a yapılan hakaret diğer elçiler arasında da farklı şekillerde tepki aldı. İngiltere ve Rusya Elçileri Musurus’u desteklediklerini bildiren beyanlarda bulundular. Hatta İngiltere ve Avusturya Elçileri, Kral’ın hareketinin “yakışıksız olduğu ve Devlet-i Aliyye’nin namusuna dokunacağı cihetle Saltanat-ı Seniyye cenab-ı eşrafından her türlü tarziye talebine hak bulunacağı” şeklinde destek vererek, Yunan Kralının özür dilemesi gerektiğini belirttiler. Fransa ve Prusya Elçileri ise Kolti yanlısı olmalarına rağmen bu meselede Musurus’u haklı görmekteydiler. Musurus, elçilerin tutumları hakkında bu bilgileri verdikten sonra özellikle “İngiltere Elçisinin re’yine ziyade kadr ve baha verdim” demekteydi.

İngiltere Elçisinin tutumuna önem verilmesinin çeşitli nedenleri vardı. Birincisi dönemin en güçlü devletinin desteğini almış olmak, ikincisi İngiltere Elçisinin de buna benzer bir olayı daha önceden yaşamış olmasıydı. İngiltere Elçisi, Musurus ile olan sohbetinde o tarihten on yıl önce kendisi hakkında da yine bir balo esnasında buna benzer bir hareketin meydana geldiğini anlatmıştı. Elçi, bu olayı anlatırken kendisi ve devletinin nasıl bir tavır aldığını da anlatmış ve Yunan Hükümetinden şaşalı bir tarziye alındığını belirtmişti. Ayrıca Elçi, mesele hakkında ki tutumundan dolayı Kraliçe tarafından taltif edildiğini de söylemişti.[6] İngiliz Elçisinin yaşadıkları bilhassa anlatılmıştır. Çünkü aşağıdaki bölümlerde görüleceği üzere gerek Musurus’un gerekse Babıali’nin Yunanistan’a karşı tavırları İngiliz Elçisinin yaptıkları ile paralellik arz etmektedir. Bu durumda Osmanlı Devleti’nin tarziye meselesinde İngiltere’yi hem örnek aldığı hem de İngiltere’den cesaret bile aldığı söylenebilir. Aslında Osmanlı Devleti, Kralın yaptığı davranışın asıl nedenini, Musurus’un, İngiltere Elçisiyle olan dostluğuna bağlamaktaydı; çünkü dönemin ünlü İngiliz diplomatı Canning’e göre Kral Otto’nun tahta geçirilmesi “isabetli bir karar” değildi.[7] Dolayısıyla Kralın da bunun farkında olarak gerek İngiltere Elçisini gerekse dostlarını sevmediği ve bunu bir şekilde göstermek istediği düşünülebilir. Buna göre Yunan Kralı, İngiliz Elçisine herhangi bir şey demeye çekindiğinden dolayı tepkisini Musurus’a yöneltmişti. Bu yönelmenin nedeni ise Osmanlı’yı kendince hafif görmesi ve herhangi bir tepki gösterilemez diye düşünmesiydi.[8] Musurus’un bu konuda İngiltere Elçisiyle olan dostluğu ve elçinin nasıl bir tavır takınılması gerektiği hakkında Musurus’a olan uyarıları böyle bir düşünceyi daha da güçlü kılmaktadır.

Kostaki Musurus, meydana gelen olayları vakit geçirmeksizin Babıali’ye bildirdi. Bu durum İstanbul’da infial uyandırdı. Osmanlı Devleti, elçisinin vize hususunda ki hassasiyetini yerinde bir davranış olarak değerlendirmekteydi. Babıali, Musurus’a gönderilen mektupta “Böyle bir şeyi hiç kimse çekmez” dedi; Yunan Kralı’nın bu davranışının geçiştirilemeyeceği de yine mektuba eklenmişti. Olayın Osmanlı Devleti tarafından bu derece önemsenmesinin nedeni Kral’ın hareketinin devletin namus ve şerefine halel sürmesiydi. Bu durum şöyle belirtilmekteydi: “Kral tarafından öyle mu’amele-i ğazubane icrâ olunması namus u alî Saltanât-ı Senîyyeye dokunur su-i vukuattan bulunarak buna Yunan Devleti değil Düvvel-i Muazzama Hükümdarınından hangisi kalkışsa tahammül olunmayacağı derkâr iken artık Yunan Kralı’nın cür’eti doğrusu hiç sabır olunabilir ve şöylece durulur kifayetten olmadığına”[9]

Görüldüğü gibi Osmanlı Devleti, Kral’ın hareketinin kabul edilemeyeceğini ve gerekli cevabın verileceğini söylemekteydi. Hatta elçisine yapılan bu davranışın değil Yunanistan, Büyük Devletler tarafından dahi yapılmış olsa sessiz kalınamayacağı söylenmişti. Yine gönderilen mektuplarda kralın sözlerinden sonra Musurus’un baloda iki saat kadar beklemesinin “mucib-i teesüf” olduğu eleştirisi de yapılmıştı. Osmanlı Devleti görüldüğü gibi elçisine gönderdiği mektuplarda kendisini desteklemekteydi. Fakat Musurus’a yapılanlar sineye çekilecek değildi. Bu yüzden Kolti’ye ültimatom içeren mektuplar gönderildi. Osmanlı Elçisi ültimatomla ilgili mektupları tam olarak 30 Ocak 1847 (13 Safer 1263) yılında Yunan makamlarına sundu. Ültimatoma göre Yunan Kralı, Babıali’ye yazacağı bir mektupla yaptıklarından dolayı özür dileyecekti. Ayrıca Kolti’nin de elçiliğe bizzat giderek Musurus’tan özür dilemesi gerektiği belirtilmişti. Fakat bunların gerçekleşmemesi ihtimali göz önüne alınarak ayrıca başka talimatlarda gönderilmişti. Musurus, talimat gereğince yukarıda istenilenlerin yapılması için üç gün bekleyecekti. Bir başka vesikaya göre ise bu süre yirmi dört saatti. Bu süre bitiminde Yunan Hükümeti istenilenleri gerçekleştirmezse, Musurus, kendisine ültimatom mektuplarını getiren Ereğli Vapuru ile yerine konsolos vekili bırakarak Babıali’ye dönecekti.[10]

Görüldüğü gibi Osmanlı Devleti verdiği ültimatomla Yunanistan’dan üç gün içerisinde özür talebinde bulunmuştur. Çok sert ifadeler taşıyan ültimatomda Yunanistan’la ilişkilerin -özür dilediği takdirde- eskisi gibi yine devam edileceği belirtilmekteydi. Şayet Yunanistan özür dilemez ise Osmanlı Elçisi İstanbul’a alınarak bu konuda gerekli tarziye için farklı yollara başvurulacaktı. Osmanlı Devleti’nin Yunanistan’a verdiği ültimatoma Yunan Kralı tarafından da sert bir şekilde karşılık verildi. Hatta bir habere göre Yunan Kralı “Devlet-i Aliyyenin matlub buyurduğu tarziyeyi vermeye ber-vech muvafakat edemeyeceğini ve bu uğurda Tac ve Hükümetini terk etmek derecelerine kadar gideceğini” söylemişti.[11] Bu durum üzerine Osmanlı Devleti, meselenin çıkmasına Kral’ın neden olduğunu ve bu şekilde “tac ve tahtı bırakırım” demenin tutumunu etkilemeyeceğini belirtmişti. Yunan Kralı’nın tahtı bırakma tehdidiyle Avrupa Devletlerinin bu konuda desteğini kazanmaya çalıştığı aşikardır; çünkü Kral Otto, 1832 yılında Yunanistan’ı bağımsızlaştıran devletlerin ortak kararı ile tahta atanmıştı. Dolayısıyla “tahtı bırakırım” tehdidi karışıklıklara yol açabileceğinden bu konuda büyük devletlerin desteğini almayı amaçlamaktaydı.

Osmanlı Devleti’nin tarziye talebinin reddedilmesinden sonra 14 Şubat 1847 (28 Safer 1263) tarihinde Musurus, elçilik çalışanlarıyla birlikte Ereğli Vapuru ile İstanbul’a döndü.[12] Yunanistan’ın özür dilememesi üzerine Osmanlı Devleti, Yunanistan’a ikinci defa bir ültimatom verilmesini kararlaştırdı. Bu ültimatoma göre Yunanistan, Osmanlı Elçisi Musurus’tan özür dilemeliydi. Şayet bir veya iki ay gibi bir süre içerisinde bu istek yerine getirilmezse İstanbul’da bulunan Yunan Elçiliği kaldırılacaktı. Bununla beraber Yunanların Osmanlı sınırlarında olan ticaretlerine de son verilecekti. Ayrıca Musurus’un yerine bir başkasının elçi olarak atanması isteği de hiçbir şekilde kabul edilmeyecekti.[13] Yunanistan Osmanlı Devleti’nin bu uyarısını da dikkate almadı. Bunun üzerine ilk etapta İstanbul’da olan Yunan Elçiliği ile ilişkiler kesildi.[14] Sınırlarda olabilecek tecavüz hareketlerine karşı Osmanlı memurları uyarıldı, güvenlik önlemleri arttırıldı.[15] Bu gelişmelerle sorun daha da ciddi boyutlar almaya başladı. Fakat Osmanlı Devleti bunlara rağmen elçisinden ve kendisinden özür dilenmesi gerektiği hususunda ısrarlıydı. Yunanistan’ı buna zorlamak için yeni stratejik tedbirler alınması gerektiğini düşünmekteydi. Yunanistan’ın tutumunda değişiklik yapmaması, Osmanlı Devlet Adamları tarafından yeni tedbirlerin alınması gerekliliğini ortaya koydu. Babıali’ye göre, Yunanistan’ın kesinlikle özür dilemesi gerekmekteydi. Böylece gerek Yunanistan ve Avrupa da gerekse içeride Müslüman ve Rum tebaa arasında devletin şanı yükselecekti. Aksi durumda ise hem içeride hem dışarıda devletin saygınlığına ve gücüne gölge düşecekti.

İşte bu nedenlerden dolayı konulacak kesin tavır hakkında görüşmelerde bulunmak için 12 Mayıs 1847’de (26 Cemaziyelevvel 1263) Sadrazamın başkanlığında olağanüstü bir şekilde Meclis-i Has toplandı. Mecliste, mesele hakkında gevşek davranılmaması ve gerekli tepkinin gösterilmesi için fikir birliğine varıldı. Yunanistan’ın özür dilemesi için bazı tedbirlerin alınması gerektiği kabul edildi. Bu tedbirler beş madde halinde sıralanabilir: Taşra memurlarına haber gönderilerek Yunan Konsoloslarıyla irtibatlarını kesmeleri ve Yunanlılara ait işlerin Osmanlı memurları tarafından yürütülmesi, Yunan Ticaret Gemilerinin Osmanlı Limanları arasında ticaret yapmalarının yani mal taşımacılığının yasaklanması, İstanbul’da esnaflık yapan Yunanların gönderilmesi, Osmanlı’da da bulunan aynı ürünlerde gümrük vergisinin %30-40 arttırılması, Boğazların Yunan ticaret gemilerine kapatılması, fakat Rus Limanlarına gidecek Yunan gemilerin geçişine izin verilmesi.[16]

Görüldüğü gibi meclisin aldığı bu kararlar Yunanistan için çok ağır hükümler taşımaktaydı. Dikkat edilirse alınan kararlar daha çok ticaridir. Osmanlı Devleti, Rusya’ya gidecek olan Yunan gemilerine izin vermeyi kabul etmekteydi. Bunda Rusya’nın desteğini alma veya Rus ticaretine zarar vererek daha büyük sorunlara yol açmama endişesi olduğu düşünülmektedir. Meclis, aldığı bu kararların çok ağır olduğunun farkında olarak hepsini birden uygulama taraftarı değildi. Bununla ilgili vesikada şöyle denilmekteydi: “Saltanât-ı Seniyye’nin Yunanilere ilân-ı harb derecesine kadar gitmek niyetinde olmaması ve i’tidâl-i alisini her yönden göstermek politikaca ve maslahatça kaideden hali olmayacağı cihetlerle şu şeylerin en şedidleri en sonraya bırakılması...” [17]

Anlaşıldığı gibi Babıali, savaş değil Yunanistan’ın özür dilemesini sağlamak istiyordu. Fakat yukarıda alınan kararlar çok sert olduğundan diğer devletler ve kamuoylarında “Osmanlı savaş istiyor” düşüncelerinin doğmasına yol açabilirdi. Bu yüzden önce hafif kararların uygulanması lüzumu hissedilmişti. Şayet bu hafif kararlar çözüm getirmezse diğerlerine geçilecekti. Hafif kararların başında ise konsoloslarla irtibatın kesilmesi ve Yunanların liman ticaretinden men edilmesi gelmekteydi.[18] Osmanlı Devleti, meclisin aldığı kararları süratli bir şekilde uygulamaya başladı. En başta geleni ise daha önce de belirtildiği gibi Yunan Konsoloslarıyla irtibatın kesilmesiydi. 22 Haziran 1847 (9 Recep 1263) tarihinde Yunan Konsoloslarına gönderilen nota metninde bu konuda nasıl bir uygulamaya girişildiği görülmektedir. Nota metninde Osmanlı’nın hakkı olan tarziyeyi istediği fakat Yunanistan’ın bu tarziye talebine muvafakat etmediği ve bu yüzden istenilmeyen şeylerin ortaya çıkmasına sebep olduğu söylendi. Bu durumda ise istenilmediği halde alınacak önlemlerin ilki konsoloslarla ilgiliydi. Bununla ilgili olarak şöyle denilmekteydi: “Bu günden sonra size Yunan Devleti Memuru nazarıyla bakılmayacağından ve sıfat-ı memuriyetiniz tanınmayacağından”.[19] Vesikadan da anlaşılacağı üzere, Osmanlı Devleti, Yunan Konsoloslarıyla irtibatını kesti ve onların memuriyetini tanımadığını belirtti. Vesikanın devamında Yunanlara ait işlerin İstanbul’da olduğu gibi Osmanlı memurları tarafından görüleceği de belirtilmişti. Yine aynı vesikada alınması düşünülen diğer bir önlemde Yunanlara ait gemi ve kayıkların Osmanlı limanlarında ticaret yapmalarının engellenmesiyle ilgiliydi. Fakat bu tedbir o anda değil bir ay sonra uygulanmaya başlanacaktı. Bunun nedeni ise daha önceden de belirtildiği gibi kararların aşama aşama uygulanacağına dair hükümdü. Osmanlı Devleti’nin böyle aşamalı bir tedbire başvurması dikkat çekicidir. Bunun nedeni olarak ise bütün kararların aynı anda uygulanmasının ortaya çıkarabileceği olumsuzluklar olarak düşünülmektedir. Kararların aşamalı bir şekilde uygulanmasıyla Osmanlı’nın haklı görünmesi sağlanabilecekti. Bu şekilde bir davranışla aslında kararları uygulamak istemediğini fakat Yunanistan tarziye dilemediğinden bunları yapmaya mecbur kaldığını iddia edebilecekti. Osmanlı Devleti’nin yukarıda belirtilen kararları tatbik etmesi üzerine Yunanistan zor durumda kaldı. Hatta Yunanistan, Osmanlı’nın gerçekten böyle ciddi uygulamalara girişeceğine bile inanmamıştı. Fakat Osmanlı Devleti’nin kararlı tutumu Yunanistan’ın mesele hakkında tutumunun yumuşamasına yol açtı. Bu amaçla Yunan Hükümeti Osmanlı Devleti ile arasında devam eden soruna çözüm bulması için Avusturya’ya arabulucu olması için teklif götürdü. Avusturya’nın iki devlet arasında arabulucu olması teklifi Babıali tarafından da şartlı kabul edildi. Bu şartların ilki, Musurus’un Yunanistan’a dönmesi, diğeri Kolti tarafından Musurus’tan özür dilenmesiydi. Fakat bu ikisinden önemli olanı Kralın özür dilemesi gerektiğiydi.[20] Osmanlı Devleti’nin bu şartlarına Kolti tarafından bir mektupla cevap verildi. Kolti, mektubuna, Musurus’un Yunanistan’a dönmesini kabul ettiğinden bahsetmiş fakat özür dileme ile ilgili herhangi bir şey söylememişti. Bu durum üzerine Osmanlı Devleti, Yunanistan’a yeni bir haber göndererek asıl önemli olanın “özür dileme” olduğunu aksi takdirde Musurus’un geri dönmeyeceğini belirtti. Osmanlı’nın özür talebini Prens Metternich’te haklı buldu ve bu yüzden Yunanistan’ın özür dilemesi için gerekli girişimlerde bulunacağını belirtti. Prens bu yüzden Yunan Hükümetine bir mektup yazarak özür dilemeleri gerektiğini söylemişse de netice elde edemedi. Çünkü Yunanistan bu seferde farklı yollara başvurarak “resmi bir cevap isteriz” gibi bahanelerle işi uzatma yolunu seçmişti.[21] Bu yeni durum Osmanlı’nın sabrını daha da zorladı. Babıali’ye göre Yunanistan’ın amacı yaptırımların uygulanmasını sürüncemede bırakarak “Devlet-i Aliyye şimdiye kadar fiilen bir şey yapamadı” diye gururlanmaktı. Yunanistan’ın bu tutumu üzerine toplanan meclis, yukarıdaki bölümlerde belirtilen kararları bir an önce uygulanması gerektiğini kabul etti. Avrupa kamuoyunda Osmanlı Devleti’nin haklı olduğuna dair bir hava oluşmakta gecikmedi. Osmanlı Devleti lehine böyle bir havanın oluşmasında Atina’da bulunan İngiliz Elçisinin rolü çok büyüktü. Çünkü İngiliz Elçisine göre Yunan Kralı’nın yaptıkları “yakışıksızdı ve Osmanlı Elçisinden özür dilenmeliydi”. İlerleyen zamanlarda da İngiltere’nin bu desteği devam etti. İngiltere sadece kendisi değil, diğer devletlerin de Osmanlı lehine tavır koymalarında etkili oldu.[22] Avusturya ise yukarıda da belirtildiği üzere arabuluculuk yapmaktaydı. Prens Metternich, Yunanistan’ın özür dilemesi için Yunanistan’a mektuplar göndermişti. Fransa ise Osmanlı aleyhinde olmakla beraber İngiltere’nin etkisiyle Osmanlı lehine bir tutumu benimsemek zorunda kalmıştı. Avrupa Devletleri açısından Yunanistan üzerinde etkili olan diğer bir devlet ise Rusya’ydı. Rusya’nın Yunanistan’la etnik ve dini bağları vardı. Dolayısıyla daha önceden ortaya çıkan Yunanistan ve Osmanlı arası bir çok sorunda Yunanistan’ı desteklemişti. Fakat tarziye meselesinde İngiltere’nin etkisiyle midir bilinmez Osmanlı’dan yana bir tavır içerisindeydi. Hatta İstanbul’da bulunan Rusya Elçisi’ne göre, Rusya İmparatoru “Dostu kadimi olan Devlet-i Aliyyeye” daha fazla yakındı. Bu yüzden Rusya, Yunan Hükümetine tarziyede bulunması için gerekli ihtarlarda bulunmaktaydı.[23] Hatta aşağıdaki bölümde de görüleceği üzere Yunanistan’ın tarziye dilemesinde en önemli baskıyı Rusya oluşturmuştu.
Gerek Osmanlı Devleti’nin uygulamaya koyduğu yaptırımlar gerekse Avrupalı Devletlerin Osmanlı lehine tutumları Yunanistan’ın geri adım atmasına yol açtı. Yunanistan’ın Osmanlı Devleti ve Elçisinden özür dilemesinde en büyük etkiyi Rusya yaptı. Yunanistan’ın bu derece Rus etkisinde olmasının nedeni ise iki devletin köklü bağlarından kaynaklanmaktaydı. Dolayısıyla Rusya diğer devletlere göre daha ön plandaydı. Hatta Yunanistan’ın 12 Aralık 1847 (4 Muharrem 1264) tarihli tarziye içeren mektubu Rusya Sefareti aracılığıyla Babıali’ye ulaştırılmıştı. Mektupta kısaca şöyle denilmekteydi: “Devlet-i Aliyye Sefirinin azimetini mucîb olan salüf-üz-zikr yanlışlıktan dolayı tarafınıza beyan-ı teessüf etmeye ve bu teessüfün Mösyö Muzurusa tebliğine”.[24] Görüldüğü gibi Yunanistan yanlış yaptığını kabul ediyor ve bu konuda ki özrünün Musurus’a iletilmesini istiyordu.
Tarziye mektubu İstanbul’a ulaşır ulaşmaz tercüme ettirilerek padişaha takdim edildi. Fakat çok fazla önemsenmemiş havası oluşturmak için hemen o gün değil de ertesi gün kabul edildiğine dair resmi beyanlarda bulunması kararlaştırıldı. Yunanistan’ın tarziye dilemesi yaptırımlarında bitmesi anlamına geliyordu. Bu yüzden hemen haber gönderilerek konsolosların görevlerine başlamaları ve sahil ticaretinin serbest bırakılmasına karar verildi.[25] Özür mektubu Osmanlı devlet adamları tarafından “muhtasar ve soğukça” yazılmakla da nitelendirildi. Yunan Kral’ı, mektupta, daha önceden Babıali’nin isteği olan tarziyeyi (özrü) reddettiğini belirterek şimdi bunun aksi davranmasının nedenini defalarca yapılan nasihatlere bağlamıştı. Kralın bu sözleri Babıali tarafından Yunanların düştükleri rezaletin tekrarı ve ispatı olarak değerlendirildi. Ayrıca tarziye dilenmesi “umum milletçe iftihar edecek bir şey” olarak yorumlandı.[26]
Osmanlı ve Yunan ilişkileri özrün kabulünden sonra kaldığı yerden devam etmeye başladı. Fakat tarziye ile beraber ortaya yeni bir sorun daha çıktı. Kostaki Musurus Atina’ya tekrar atanmalı mıydı? Osmanlı Devleti, tarziye meselesinden sonra Kostaki Musurus’u tekrar Yunanistan’a göndermeye karar verdi. Fakat Yunanistan tarafından tarziye dilenmesiyle beraber başta Avusturya Elçisi tarafından olmak üzere farklı fikirler ortaya atıldı. Avusturya Elçisine göre Musurus Yunanistan’a tekrar gönderilmemeliydi. Elçiye göre Yunan Hükümeti tarziye dileyerek bir nevi görevini yerine getirmişti. Buna karşılık Osmanlı’da sırf kendi menfaatleri açısından Musurus’u Yunanistan’a göndermemeliydi. Şayet Osmanlı Devleti Musurus’u göndermezse bu durum herkes tarafından ‘takdire şayan bir hareket’ olarak değerlendirilecekti. Yine elçiye göre Yunan Kralı’nın daha önce şikayet ettiği ve istemediği bir kişiyi kabul etmesi çok zor olacaktı; belki de bu durum yeni sorunların ortaya çıkmasına yol açacaktı. Avusturya Elçisi ile aynı görüşte olanlardan biride Fransa Elçisi idi. Osmanlı Devlet Adamlarına göre Fransa’nın Musurus’un tekrar Yunanistan’a gönderilmemesini istemesinin altında yatan neden prestij kaygısıydı. Çünkü Fransa tarziye meselesinde Yunanistan’ı desteklemiş fakat başarılı olamamıştı. Şimdi ise bu başarısızlığını Musurus’u Yunanistan’a göndermemekle kapatmak istiyordu. Böylece Fransa “Biz de Musurus’un gönderilmemesini istihsal eyledik” şeklinde kaybettiği prestijini tekrar kazanacaktı. Prusya Elçisi de yine Avusturya ve Fransa elçileri gibi düşünmekteydi. Osmanlı Devleti’nin bu haberler üzerine tepkisi sert ve kesin oldu. Babıali’ye göre şayet Musurus gönderilmezse bu durum Yunanistan tarafından Osmanlı’nın bir cömertliği değil, Avrupalı Devletlerin baskısı olarak yorumlanacaktı. Çünkü Yunan Devlet Adamları tarziyeyle ilgili gönderdikleri mektupta bile “kendi istekleri olmayarak mecburen muvafakat eylediklerini utanmadan ilan birle hem kendi namussuzluklarını hem de bedheva ahlaklarını bir kat daha meydana koymuş”lardı. Tarziyeyi bile devletlerin baskısıyla yerine getiren Yunan Devleti için cömertlikte bulunmak tarziyeyle elde edilen bütün neticelerin yok olması anlamına gelmekteydi. İşte tüm bu mahzurları göz önüne alan Osmanlı Padişahı, yukarıdaki şekilde düşünen elçilerin tekliflerine “kırılmayacakları” şekilde hayır cevabının verilmesini istedi.[27] Kostaki Musurus, Osmanlı Devleti’nin yukarıda anlatılan şekilde kesin tavrını ortaya koymasından sonra Yunanistan’a hareket etme hazırlıklarına başladı. Babıali, Musurus’un Yunanistan’a dönüşüne büyük önem vermekteydi. Çünkü Yunanistan tarziye dilediğinden bu durum bir nevi zafer olarak değerlendirilmekteydi. İşte bunun içinde, Musurus, Yunanistan’a giderken “ne kadar görünüş olsa o kadar şân-ı aliye layık olacağı” denilerek şaşalı bir dönüşün önemi üzerinde durulmaktaydı.[28] Bu yüzden Musurus’a İmtiyaz Nişanı verildi ve herhangi bir kayıkla değil de Mecidiye Vapuruyla 5 Şubat 1848 (29 Safer 1264) tarihinde Yunanistan’a hareket etmesi sağlandı.[29] Vapur Yunanistan’a doğru gittiğinde karantina olduğundan limana yanaşamadı. Normalde böyle bir durumda Atina’ya gidecek olan yolcular açıkta bulunan İspirin Adasına bırakılırlar ve karantina bitiminde balıkçı kayıklarıyla limana çıkarlardı. Fakat Osmanlı Devleti, karantina haberini aldığında 13-14 günlük karantina süresinin gemide geçirilmesini istedi; çünkü Kostaki Musurus’un balıkçı kayıklarıyla Atina Limanlarına çıkması devletin azameti açısından hoş bir görünüş değildi. Karantina bitiminden sonra Musurus görev yerine vardı. Daha sonra 20 Mart 1848’de (14 Rebiyülahir 1264) gönderdiği bir mektupla memnuniyetini Babıali’ye bildirdi.[30]

--------------------------------------------------------------------------------

[1] B.O.A, İ.Y: 92, Kostaki Musurus’un Sisam, Atina ve Viyana Dönemleriyle ilgili geniş bilgi için bkz: Mehmet Faik Yavuz, 19 yy’da Gayrimüslim Bir Osmanlı Diplomatı Kostaki Musurus’un (Paşa) 1850 Yılına Kadar Diplomatik Faaliyetleri, Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Sakarya Ünv. Sos. Bil. Ens., 2004.

[2] B.O.A, İ.Y: 92

[3] B.O.A, İ.Y: 92

[4] B.O.A, İ.Y: 93

[5] B.O.A, İ.Y: 92; 93

[6] B.O.A, İ.Y: 92; 93

[7] Stanley Lane Poole, Lord Stratford Canning’in Türkiye Anıları, Tarih Vakfı Yurt Yayınları, İstanbul, 1999.

[8] B.O.A, İ.Y: 108

[9] B.O.A, İ.Y: 92

[10] B.O.A, İ.Y: 91; 92; 93; 124

[11] B.O.A, İ.Y: 108

[12] Sinan Kuneralp, “Bir Osmanlı Diplomatı-Kostaki Musurus Paşa”, Belleten, XXXIV, TTK, Ankara., 1970, B.O.A, İ.Y: 92

[13] B.O.A, İ.Y: 91

[14] B.O.A, İ.Y: 114; 91

[15] B.O.A, HR. SYS: 1680-7

[16] B.O.A, İ.Y: 108

[17] B.O.A, İ.Y: 108

[18] B.O.A, HR. SYS: 1680-9

[19] B.O.A, İ.Y: 114

[20] B.O.A, İ.Y: 110; 114; HR. MKT: 18-43

[21] B.O.A, İ.Y: 110; 114

[22] B.O.A, İ.Y: 110

[23] B.O.A, İ.Y: 45

[24] B.O.A, İ.Y: 131

[25] B.O.A, C. HR: 7796; İ.Y: 131; HR. SYS: 1872-9

[26] B.O.A, İ.Y: 132

[27] B.O.A, İ.Y: 133

[28] B.O.A, İ.Y: 132

[29] B.O.A, İ.H: 2044; İ.Y: 140

[30] B.O.A, HR. MKT: 19-90

Tarih Öğretmeni-Araştırmacı: M. Faik Yavuz
e-posta: faik.yavuz@hotmail.com
"


 

· Daha fazla osmanlı toplum yapısı
· Haber gönderen mehmetipci


En çok okunan haber: osmanlı toplum yapısı:
Bir Babanın Yürek Yangınları




Ortalama Puan: 3.72
Toplam Oy: 11


Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü






 Yazdırılabilir Sayfa  Yazdırılabilir Sayfa

 Bu Haberi Arkadaşına Gönder  Bu Haberi Arkadaşına Gönder



Ziyaretçi İstatistikleri

Açılış Sayfası Yap

Mehmet İPÇİOĞLU tarafından hazırlanan bu site.


3 Temmuz 2001'de aramızdan ayrılan Nejat Göyünç'e İthaf Edilmiştir




Sayfa Üretimi: 0.192 Saniye