0
Makaleler | Osmanlı Tarihçileri | Osmanlı Tarih Deyimleri | Osmanlılar | Popüler Konular | Olaylar| Osmanlı Bibliyografyası | Bildiriler
Süreli Yayınlar| Arşiv Belgeleri & Rehber | Doktora Tezleri | Mücmel Osmanlı Tarihi


· Ana Sayfa
· Anketler
· Araştır
· Hesabınız
· İletişim
· Konular
· Metin Sürümü
· Tavsiye Et
· Yazı Gönder



Şu an sitede, 17 ziyaretçi ve 0 üye bulunuyor.

Kayıtlı değilsiniz. Buraya tıklayarak ücretsiz kayıt olabilirsiniz.



Oryentalistlerin Gözüyle
31 Mart Fotoğrafları
Çeşitli Vesikalar
Osmanlı Arşivinden
Kisve Bahası Belge
Mulâj-i Ruznamçe
Gazavat-ı Murad
Ahkâm Defteri
Feth-i Estergom
ingilizce haritalar
Türkçe haritalar
Şeriyye Sicilleri
Fermanlar
Ermeni Vahşeti
Topkapı Sarayı
Surnâme-i Vehbi
Kıyâfet-nâme
Osmanlı Kilimleri
Osmanlı Nakışı
Osmanlı Vazoları
Osmanlı'da Bağdad











Ottoman History Writing



Nuruosmaniye Kütüphanesinde Bulunan Bazı Kazasker Ruznamçeleri



Europe''s Muslim Capital



Changing Perceptions of the Ottoman Empire: The Early Centuries



Christians, Jews and Muslims in the OttomanEmpire: Lessons for Contemporary Coexistence



Islamızatıon In The Balkans As An Hıstorıographıcal Problem: The Southeast-European Perspectıve



The Guilds Of Jerusalem in Ottoman Period

Bir aferin çok görülmüş!!!

Anonim writes "Osmanlı İmparatorluğu’nda XIV. yüzyıldan itibaren gelişme olanağı bulan topçuluk, imparatorluğun yükselme döneminde zirveye çıkmış ancak XVII. yüzyıldan itibaren, Avrupa topçuluğu karşısında duraklamaya ve daha sonra gerilemeye başlamıştır. XIX. yüzyılda ise İmparatorlukta topçuluk konusunda çok önemli bir gelişme meydana gelmiş ancak hak ettiği ilgiyi ve takdiri görmekten uzak kalmıştır. Ahmed Süreyya Emin Bey (1848-1923) seri atışlı bir top yapılabileceğini kanıtlayan dünyadaki ilk insan olarak çok parlak bir başarıya imza atmıştır. Bu başarı Ahmed Süreyya Emin Bey’in zamanının çok ilerisinde bir anlayışa sahip olduğunu göstermektedir. Ahmed Süreyya Emin Bey bu icadının yanı sıra, topların ateş edildikleri sırada falyalarından dışarıya çıkan gazın, güllelerin sürat ve kuvvetini azaltmakta olduğunu ve bu sakıncanın giderilmesi ile ilgili teknoloji mühendislerini araştırmaya çağıran Fransa Hükümeti’nin yaptığı resmi duyuruyu haber almış, bu çalışmalar devam ederken yaptığı bir icad ile bu sorunu çözümlemiştir. Falya barutunun ateşlenmesi ile gaz namludan süratle dışarı çıkarken topun içerisine büyük bir şiddet ve gürültü ile hava doluyordu. ayrıca kuyruktan ortaya çıkan gaz kaçakları mermilere sürat kaybettiriyordu.

Ahmed Süreyya Emin Bey gaz kaçaklarının meydana gelmesine engel olacak yeni usulde bir barut haznesi kapağının falyayı kapatarak ateş edici bir alet ile kuyruktan ortaya çıkan gaz kaçaklarını engelleyen biri çelik ve diğeri tunç toplara mahsûs olmak üzere iki çeşit gaz halkasıyla bir de ayrıca barut haznesi kapağının icadına muvaffak olmuştur. Ancak bütün bu çalışmalar devletten hak ettiği ilgiyi görmemiştir.



Dünyada ilk olarak güherçile, kükürt ve kömür tozu karışımından yapılan barut kullanımı Çin’de görülürken, VIII. yüzyılda Müslümanlar tarafından öğrenilmiş, Haçlı Seferleri’nin sonucunda Avrupa’ya taşınmıştır. Topun ilk olarak kullanılmaya başlanması ise Avrupa’da görülmüştür.Topun ilk kullanıldığı savaş 1314 yılında Flamanlarla Fransızlar arasında meydana gelen, “Flandre Savaşları’dır. Bu savaştan yaklaşık olarak yedi yıl sonra İngiltere’de top kullanıldığı bilinmektedir. Zaman içerisinde, Almanya, Hollanda ve İtalya’da da top kullanılmaya başlanmıştır. Avrupa’da görülen bu toplar yapımında kullanılan teknolojiler ve kullanımı açısından oldukça basit toplar olarak değerlendirilmektedir. 1360 yılında Mısır’da Kölemenlerinde top kullanmaya başladıkları bilinmektedir.

Osmanlı İmparatorluğu’nun İstanbul’un fethinden önce, Bursa ve Edirne olmak üzere iki yerde tophânelerinin olduğu tahmin edilmektedir. İstanbul’un fethinden sonra da Bursa ve Edirne tophânelerinin yanında bir çok yerde daha tophâne kurulmuştur.İstanbul’da Fatih Sultan Mehmed’in kurduğu Tophâne–i Âmire’den sonra kurulan bu tophâneler; Avlonya, Semendire, Novaberda, İşkodra, Belgrad, Budin, Erzurum, Mısır, Basra, Birecik, Hasköy ve Van Tophâneleridir. Osmanlılar fetih alanlarının genişlemesi ile birlikte mevcut bu tophânelerin yanı sıra seyyar tophâneler de kurmuş ve buralarda da top dökmüşlerdir.



Osmanlı İmparatorluğunda Fatih Sultan Mehmed’in yaptırdığı ve uzun yıllar top dökümünün gerçekleştirildiği Tophâne-i Âmire binası zaman içerisinde bir çok padişahın eklemeler yapması ile iş hacmini genişletmiş ve imparatorluğun en önemli askeri sanayi teşekkülü olma özelliğini uzun süre korumayı başarmıştır. Evliya Çelebi’ye göre II. Bayezid Fatih Sultan Mehmed’in yaptırmış olduğu Tophâne binasının civarına bir takım binalar daha yaparak topçuların ve dökücü ustalarının yerleşimini sağlamıştır. Kanuni Sultan Süleyman döneminde, ise Fatih Sultan Mehmed ve II. Bayezid’in inşa ettiği Tophâne–i Âmire müştemilâtına ait bütün binalar yıkılarak, yerlerine yeni ve daha büyük bir Tophâne binası yapılmıştır. Kanuni Sultan Süleyman’ın yaptığı bu yapı 1742 yılında geniş çaplı bir tamirat geçirmiş, 1743 tarihinde tamamen yıkılmış ve bugünkü haliyle yeniden yapılmıştır.Kargir tophâne III. Ahmed’in emri ile Sadrazam Damat İbrahim Paşa tarafından yaptırılmıştır.

1843 yılında Ohannes ve Boghos Dadian tarafından kurulan Zeytinburnu Demir Fabrikası’nın (Grande Fabrique) faaliyete geçmesi ile, top ve diğer silahlar bu fabrikada dökülmeye başlanmıştır. 1850 yılında fabrikanın tam kapasite ile çalışmaya başlaması ile birlikte, Tophâne–i Âmire’deki top dökümü yavaş yavaş kaldırılmış ve top dökümünün yanı sıra bir çok döküm işleri de Zeytinburnu Demir Fabrikası’nda yapılmaya başlanmıştır.

XIV. yüzyılın başlarından itibaren Avrupa’da hızlı bir şekilde yaygınlaşmaya başlayan top dökümü ve üretimi, aynı yüzyılın ikinci yarısından itibaren Osmanlılarda da görülmeye başlanmıştır. Osmanlılar, yeni teknolojilerle üretilen güçlü ve etkili toplarla diğer devletler üzerinde bir baskı kurmuşlardır. Osmanlıların XV.yy’da yakaladıkları teknik üstünlük ve top döküm anlayışı, Avrupa’da ancak XVI. yüzyılın ortalarından itibaren uygulanmaya başlayabilmiştir. Ekonomik gücü , hammadde kaynakları ve , teknik kadro bakımından Avrupa’nın çok ilerisinde olan Osmanlı Devleti top dökümü konusunda uzun yıllar Avrupa’nın önünde yer almıştır. Ancak XVII. Yüzyıldan itibaren Osmanlılar Avrupa’ya karşı olan bu üstünlüğünü yavaş yavaş kaybetmeye başlamıştır.

Osmanlı İmparatorluğunun kuruluş yıllarında Avrupa’nın özelikle papalığın Osmanlı Devleti’nin savaş gücünün yıkıcılığının önüne set çekmek ve Osmanlı sınırlarının Avrupa içlerine yayılmasına engel olmak maksadıyla top dökümünde kullanılan çeşitli malzemelerin Osmanlı ülkesine girişini engellemeye çalışmışlardır. Ancak alınan bir çok önleme karşın Avrupalı tüccarların para kazanma hırsından kaynaklanan nedenlerle Osmanlı ülkesine çeşitli yollardan bu malzemeleri sattığı bilinmektedir. Osmanlı Devleti’ne uygulanan bu ambargo İmparatorluğun sınırlarını genişletmesi ve zengin kaynaklara sahip olması ile tersine uygulanmıştır. Osmanlı Devleti bir zamanlar kendisine uygulanan bu ambargoyu Avrupa devletlerinin yanı sıra doğudaki bazı düşman gördüğü devletlere de uygulamış, ve onların savaş olanaklarının gelişmesini elinden geldiği kadar engellemeye çalışmıştır.

XIX. yüzyılda ise Osmanlı Devleti’nin askeri malzeme ihtiyacını karşılamakta bir hayli zorlandığı ve bu tür malzemelerin çoğunlukla dışarıdan karşılandığı bilinmektedir. Bu dönemde Tophâne–i Âmire Müşirliğine bağlı bulunan harp sanayi ihtiyacı karşılamaktan uzaktı. Ordunun silah ve cephane gereksinimi, Fransız, Alman ve daha sonra Amerika’dan sağlanmaya başlanmıştı. Özellikle Kırım Savaşı sonrasında 1869’da ordu yeniden düzenlenirken, artan silah ihtiyacı Alman ve Amerikan şirketlerinden temin edilmekte idi.

XIX. yüzyılda Tophâne’de Fransız mühendisler ile Alman ve İngiliz ustalarının yanı sıra bir miktar yabancı top ustasının daha faaliyet gösterdiği ve top dökümü ile ilgili çalışmalar yaptığı bilinmektedir.


Topların Döküm Aşamaları

Top dökümünde takip edilen üç temel aşama vardır. Bu aşamalar; ergitme, (toplanılan malzemenin ocaklarda belli bir ısıda belli bir süre ateşe maruz bırakılarak katı halden sıvı hale geçirilmesi), dökme(katı halden sıvı hale getirilen malzemenin top kalıbına dökülmesi) ve soğuk işçilik(namlu ucunun kesilmesi, falya deliğinin açılması, iç kısmının kaygan bir hale getirilmesi,cilâlanması ve topun üzerine top ile ilgili olarak bazı bilgilerin yazılması) olarak sıralanabilir.


Falya Deliğinin Açılması


Falya deliği, top içerinde yer alan gülleyi harekete geçiren barutun ateşlenebilmesi için topların kuyruk kısımlarında, haznenin üstünden hazneye kadar açılan deliktir. Deliğin açılacağı yer hususunda tarih boyunca değişik denemeler yapılmıştır. İlk olarak ateşin bir anda iki tarafa da aynı anda yayılabilmesi için barut haznesinin tam ortasına delik açılmıştır. Ancak daha sonra bunun istenilen amaca ulaşmada faydası görülmeyince barut haznesinin sonuna ve kuyruğa yakın bir yere açılmıştır.

Falya deliği, barutun yanmasından kaynaklanan yüksek ısı sebebiyle zamanla erimeye yüz tutar ve giderek büyürdü . Ayrıca barutun tutuşmasından oluşan sert ve kuvvetli gaz, bu delikten çıkarken falyanın içinden bazı parçaları da beraberinde götürürdü. Bu durum kullanımına bağlı olarak topun ömrünü oldukça olumsuz etkilerdi. Falya deliği büyüyen toplar harice gaz çıkışının fazla olmasından dolayı merminin namludan çıkış süratini olumsuz etkilerdi. Falya deliği büyüyen toplar çoğunlukla kenarlarına parça konularak tamir edilir ve kullanılırdı. Ancak bu tür toplar kalitesinden büyük ölçüde kaybederdi.


İfade edilen bu sakıncaların giderilmesi, XIX. yüzyıla kadar hem Osmanlı Devleti hem de Avrupalı devletlerin teknoloji mühendislerinin zihinlerini uzun süre meşgul etmiştir. Nihayetinde Ahmed Süreyya Emin Bey adlı bir Türk, yapmış olduğu kişisel çalışmaları ile bu sorunun üstesinden gelmeyi başarabilmiştir. Bu konu ile ilgili olarak Ahmed Süreyya Emin Bey’in 29 Mart (1)303 tarihli istidası şu şekildedir:


“Topların ateş edildikleri esnada falyalarından yüzde sekizden yüzde ona kadar nisbetde hârice gaz çıkarak ziya‘ vukû’ bulmakda ve bu dahi topların menzillerini ve bin⠑en-aleyh mermiyyâtın sür ‘at ve kuvvetini tenkîs etmekde olduğu cihetleriyle şu mehâzîr-i mühimmi Fransa Devleti nazar-ı dikkat ve ehemmiyete alarak hurûcunu mânî‘ bir aletin ihtir⠑ına erbâb-ı sanâyi‘ geçen sene i‘lân-ı resmî ile da‘vet eylediği ve krupp topları kamalarından vukû‘bulup mehâzîr-i ma‘rûza ve meşrûhanın aynını müntic gaz kaçındılarının zuhûrunu mânî nev usul bir barut haznesi kapağının düvel-i ecnebiyye me ‘mûrîn-i askeriyyesi taraflarından taharrî edilmekde olduğu bundan çend mâh mukaddem vâsıl-ı sem‘î çâkerânem oldu sanâyi‘ce olan heves-i hulkiyye-i ubeydânem muktezâsı sabâvet-i çâkerânemden berü haddimce vukûbulan iştigâlât-ı zihniyye ve ameliyye-i nâçizânem ilca’âtıyle bu bâbda hasr-ı efkâr iderek şu mehâzir-i ma‘rûzaya min-gayr-i liyâkatin çâre buldum. Ya‘ni falyayı sed iderek ateş edici bir alet ile kuyrukdan zuhûra gelen gaz kaçındılarını mâni‘biri çelik ve diğeri tunç toplara mahsûs olmak üzere iki nev’ ‘gaz halkasıyla bir de ayrıca barut haznesi kapağının bi-mennihi‘l-kerîm ihtirâ‘ına muvaffak oldum Müste‘înen bi- tevfîkihî te’âlâ mevkî ‘ fi’l ve icrâya komağa cür’etle nân u ni’meti familyamız efradı kullarının tâ iliğine işlemiş olan metbû’-u müfahhamım devlet-i mu’azzama-i ebed-müddet-i Osmaniyye’ye maddî ma‘nevî mükellef bulunduğumuz hidmet-i mûcibü‘l-mefharet ez-her cihet menâfi‘-i zâtiyyeye müreccah ve her sûretle andan mukaddes olduğuna ve velîyyü‘n- ni’met –i cihân ve şehriyâr-i kadrdân efendimiz hazretlerinin kölezâdelerinden bulunduğuma binâ‘en mâruz- zikr alet ile ma‘a halka kapağının resm-i mükemmelleriyle sûret-i i‘mâl ve isti‘mâl ve fevâ‘idine dâ‘ir risâlesini mükemmel nevâkıs-ı umûr olan huzûr-ı azamet- nüşûr-ı hazret-i hilâfetpenâhilerîne bâ-kemâl-i tazîm ile arz u takdîme mütecâsir oldum muvafık-ı re‘y-i zerrin-i isâbet-karîn-i cenâb-ı tâcdârileri buyrulduğu takdirde min gayr-i haddin nezâret-i çâkerânem tahtında olarak biri dört fondluk çelik ve diğeri dahi çenberli tarzında olarak dökülmekde olan ve ta ‘lîmat-ı ubeydânem vechile inşâsı muktezî bulunan tunç toplara tatbîkan tersîm edilüp ira ‘e olunacak resimler mûceblerince birer kıt’asının i‘mâl ve inşâsının Tophâne –i Âmire Fabrika –i Hümâyûnu’na havâlesi ve ba‘de’l- hitâm tecrübelerinin sâye-i inâyet- vâye-i cenâb-ı zıllullahide Zeytinburnu Fabrika –i Hümâyûnu’nda ihtirâ‘-ı ubeydânem olarak i ‘mâl olunmakda olup derdest ikmal bulunan top kundağıyla berâber icrâsıyla lâzım gelen raportunun bâ- tanzîm hâk- pây-i tutyasây-i hazret-i hilâfet- penâhîlerine arz u takdimi husûslarına müsâ‘ade-i lûtf-âde-i cenâb-ı cihân-bânîleri erzânı ve şâyân buyrulmak bâbında ve kâtıbe-i ahvâlde emr u fermân ve lutf u ihsân-ı bî pâyân velî-nimet-i bî minnetimiz veliyyü‘n-ni’met-i alem Pâdişahımız efendimiz hazretlerinindir .

Fî 29 Mart sene (1)303 Emin Beğ merhûm kullarının
Mahdûmu kulları
(Mühür)
Ahmed Süreyya





BÜYÜK TÜRK BİLGİNİ AHMED SÜREYYA EMİN BEY

Muharebe alanlarının güçlü silahı olan top, hedefi tahrip edecek bir mermi ve bu mermiyi hedefe ulaştırabilecek bir namlu olarak yüzyıllar boyunca ilkel bir yapıda ve bu etkisi ise ateş hızının azlığı oranında sınırlı kalmıştır.

Topların kullanımında ateş hızını artıran gelişme ilk kez 1868 yılında büyük bir Türk bilgini olan Ahmed Süreyya Emin Bey tarafından uygulanmış ve bu uygulamadan sonra toplar üstün nitelikleriyle muharebe meydanının hakimi durumuna geçmiştir. Toplara bu niteliği kazandıran buluş, adi ateşli evresinden seri “çabuk” ateşli evresine geçiş olarak nitelendirilebilir.

XIX. yüzyıl Osmanlı İmparatorluğunun çöküş devri, önemli sorunların görüldüğü, ve bir o kadar da atılımların yapıldığı bir dönemdir. Osmanlı topçuluğunun, Avrupa topçuluğu karşısında gerilemesi uzun bir süre devam ettikten sonra; zaman zaman top ve silah yapımında silkinme ve atılımlar olmuştur.Mesela Hicri 1240 yılında Tersane-i Âmire Mühendishânesi Başhocası Gelembevizâde Mehmed Emin Efendi barut haznesi gayet san’atlı bir top icad ederken, Hicri 1296 yılında Tophâne-i Âmire Sanayi Alayı Kolağası Halil Bey’in dakikada otuz defa atış yapan bir tüfek icad etmiş, Hicri 1038 yılında ise Tüfekçi Ahmed Usta adı verilen bir zat kullanışlı bir tüfek icad etmiş ve bu tüfeğin seri üretimi için Tophâne-i Âmire’den izin almıştır. Bütün bunların yanı sıra Ahmed Süreyya Emin Bey (1848-1923) seri atışlı bir top yapılabileceğini kanıtlayan dünyadaki ilk insan olarak parlak bir başarıya imza atmıştır. Dünyada ilk Seri Atışlı Türk modeli bu topun yapılmasının başarılması Ahmed Süreyya Emin Bey’in kişisel yeteneklerinin açık bir göstergesidir.

Halen İstanbul’da Harbiye Askeri Müzesinde sergilenen bu topun, ilk Türk icadı olarak kayıtlara geçen seri atışlı demontabl bir sahra topu olduğu görülmektedir . Bu topun ön tarafında, kalkan ile baskı teşkilatının birleştiği yerde sarı bir plaket üzerinde Osmanlıca şu ibare bulunmaktadır;

“Zeytinburnu Fabrikası Mamulâtı Muhterî Ahmed Süreyya Emin”

Marangozluk mesleğinin en zor ve en büyük kabiliyete mazhariyet icabettiren bölümü, kalıp marangozluğudur. Ahmed Süreyya Emin Bey bu yüksek yeteneği ile 19 yaşında başlayıp, 21 yaşına kadar iki sene müddetle çalışarak ve kendi parasını harcayarak 500 altın karşılığında, Zeytinburnu Fabrikasında İlk Türk yapısı, seri atışlı, demontabl sahra topunu icad etmiş ve imal ettirmiştir. Topun yanında Osmanlıca ve Latin harfleri ile şunlar yazılıdır;


1866 – 1868 SENELERİNDE
İlk seri atışlı sahra topunu icadeden
ve imâl ettiren
Ahmed Süreyya Emin Efendi
D: 1264 Rumî – 1848 Miladi
V: 1339 Rumî – 1923 Miladi











Harbiye Askeri Müzesindeki kayıtlara göre Topa ait bilgiler

Çap 8 cm.
Boy 192 cm.
Cidar Kalınlığı 3 cm.
Namlu 12 setlidir
Dingil Genişliği 175 cm.
Tekerlek Yüksekliği 150 cm.


Topa seri ateşli özelliğini kazandıran diğer özelliklerden birisi de, kamanın yalnız elle değil, alt tarafındaki pedala ayakla yapılacak az bir basıncın, kamayı seri olarak açması ve bu kolaylığın muhtemelen ilk defa uygulanmış olmasıdır.

Tekerleklerde ilk defa demir yerine kauçuğun takılmış olması , tekerlek çapının daha büyük ve parmakların demir çubuklardan olmasının yanı sıra, bu topun bir özelliği de, bütün aksamının demonte edilip katırlar üzerinde konulabilmesi ve istenilen bir tepeye çıkarıldıktan sonra, orada tekrar parçaların monte edilip gülle atma konumuna getirilebilmesi halinden ibarettir.

Top’un mucidi Ahmed Süreyya Emin Bey’in izni dışında, II. Abdülhamid’den irade elde etmeleri suretiyle bu topun imalat resimlerini Alman Krupp Fabrikası mühendisleri alarak iki sene sonra onlar da ilk seri ateşli Alman topunu vücuda getirmişler ve Padişaha’a bir örneğini hediye edip aynı müzeye koydurmuşlar ve karşılığında II. Abdülhamid’in Krupp Fabrikası’na nakdi mükâfatı olmuş ise de, asıl top’un mucidi Ahmed Süreyya Emin Bey’e o zamanın hükümeti “aferin” diye bir takdir sözünü sarf etmemiştir. Bu dönemde Krupp fabrikasının başında Alfred Krupp bulunurken onun 1887 yılında ölümünden sonra fabrikanın başına geçen oğlu Frédéric Krupp zamanında da Osmanlı Devleti ile ilişkiler yoğun bir seyir izlemiş hatta Frédéric Krupp babasının ölümünden hemen bir ay sonra yaptığı ilk seyahat Balkanlara ve İstanbul’a olmuştur. İstanbul gazeteleri Frédéric Krupp’un 8 Eylül 1887’de Varna yolu ile İstanbul’a geldiğini ve hemen sonra da II. Abdülhamid tarafından kabul edildiğini yazarlar. Silah fabrikalarının satış müdürleri de yanındadır. Ertesi günü (9 Eylül) II. Abdülhamid, Cuma selâmlığından sonra Frédéric Krupp’u kabul eder, konuşurlar. Osmanlı padişahı kendisine nişanlar verir. 12 Eylül akşamı da Frédéric Krupp Yıldız sarayında yemeğe Abdülhamid’in davetlisidir. 16 Eylül’e kadar İstanbul’da kalan silah fabrikatörü, o gün Abdülhamid tarafından üçüncü defa kabul edilir, veda ederek İstanbul’dan ayrılır. . Osmanlı arşiv kayıtlarında yer alan Krupp fabrikasından sipariş edilen topların ve diğer askeri mühimmatın çokluğu bu ziyaretlerin gerekçesini ve sonuçlarını ortaya koymaktadır.


Ahmed Süreyya Emin Bey, 1848 yılında İstanbul’da doğmuş 1923 senesi Nisan ayında yine İstanbul’da intikalleri vaki olmuştur. Makamı Ortaköy’deki Yahya Efendi Camii’nin bulunduğu mezarlıkta aile kabristanındadır. İbtidai ve rüştiye tahsillerini İstanbul’da tamamlamıştır.

Babası , Enderunu Hümâyun’da yetişmiş olan Mabeyn-i Hümâyun baş kâtibi merhum Emin Bey’dir. Büyük babası Mihrişah Valide Sultan’ın yağlıkçıbaşısı El Hac İbrahim Ağa’dır. Ahmed Süreyya Emin Bey bir ara Posta ve Telgraf Nezareti İdare Meclisi azalığında bulunmuş , bilahare bu vazifeden kendi isteği ile istifa etmiştir. Hatice Atiyetullah Hanımefendi ile evlenmiş iki oğlu dünyaya gelmiştir. Biri Dr. Fuat Süreyya Paşa’dır. Kadıköy’de Moda semtinde oturmuş Dr. Fuad Süreyya Bey’in Mehmed Kudretullah ve Fatin İsfendiyaroğlu adlı iki oğlu olmuştur. Fatin İsfendiyaroğlu elektrik mühendisi yetişmiş, 1957 yılında bekar olarak vefat etmiştir. Diğer oğlu Mehmed Kudretullah İsfendiyaroğlu Almanya’da makine mühendisi olarak mezun olmuştur. Bu zatın’da Ahmed Nejat İsfendiyaroğlu adlı bir oğlu olmuştur.Ahmed Nejat’da kimya mühendisi olarak yetişmiş,1987 yılında vefat etmiştir.

Ahmed Süreyya Bey’in diğer oğlu Münir Süreyya Bey, 1871 yılında İstanbul’da doğmuştur. İlkokuldan sonra Mekteb-i Sultani’yi bitirmiştir.

13 Eylül 1892’de 22 yaşında Mekteb-i Sultani’de Fransızca öğretmenliği ile devlet memuriyetine başlamış, bu görevine ilaveten 26 Eylül 1892’de Hariciye Tahrirat Kalemine stajyer olarak atanmıştır. 9 Temmuz 1896’da gösterdiği başarılardan dolayı Nişan-ı Âlî-i Osmânî ile taltif edilmiş, 17 Ocak 1897’de ise rütbe-i Sâlise tevcih buyrulmuştur. 8 Kasım 1898’de rütbe-i Saniye sınıf-ı Sanisi tevcih edilerek, ünvanı Fransızca Başkâtip Muavinliğine yükseltilmiştir. 15 Ocak 1899’da üstün başarılarından dolayı kendisine üçüncü rütbeden Nişân-ı Âlî Osmânî verilmiştir.

Ahmed Süreyya Emin Bey’in oğlu Münir Süreyya Bey sırasıyla Barcelona, Siroz, Nis Başşehbenderliği, Viyana ve Brüksel sefareti Başkitâbeti, daha sonra da Brezilya, Sao Paulo, Tiflis ve Cenevre Başşehbenderliğine atanmıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nin ilanından sonra, 19 Ağustos 1927’de New York Başşehbenderliğine atanan Münir Süreyya Bey, en son olarak 1 Ağustos 1931’de Hariciye Vekaleti Protokol Umum Müdürlüğü görevine getirilmiştir. 10 Nisan 1932 tarihinde vefat etmiştir.

Ahmed Süreyya Emin Bey’in dünyada ilk olarak seri atışlı bir sahra topu icad etmesi onun fevkalâde üstün bir fıtri kabiliyete sahip olduğunu göstermektedir. Zamanın terakkisine en güzel ve en ileri ilhamlarla uyan bu zâtın manevi duyguları yüksek bir şahıs olduğu çok açıktır. Büyük keşifler ve terakkiler çoğunlukla harp ve zaruret zamanlarında ve ileriye gitme çabasında olan toplumlarda görülmüştür. Ahmed Süreyya Emin Bey’in icadının Osmanlı İmparatorluğunun zor zamanlarında gerçekleştirmiş olması gerçekten anlamlıdır. Bir takım siyasi mülâhazalarla topun Osmanlı hizmetinde kullanılmasının engellenmesi İmparatorluğa bu buhranlı yıllarında çok şey kaybettirmiştir. Eğer gerekli özen gösterilmiş olsaydı Balkan Savaşları ve sonrasındaki I. Dünya Savaşı Osmanlı İmparatorluğu açısından farklı sonuçlar doğurabilirdi. Bugüne kadar ilim ve tekniğin daima batı mahreçli olduğu önyargısıyla dolmuş zihinlere insanın bir şey icad etmesinin ancak ilhamla mümkün olabileceğini anlatmak muhaldir.İslâm ülkelerinde yetişen Müslüman ilim adamları ilmi kendilerine mal etmemişler yapmış oldukları keşif ve icadları bilâbedel halkın hizmetine sunmuşlar ve kendi isimlerini öne çıkarma gayretinde bulunmamışlardır.Zamanının çok ilerisinde bir görüşe sahip medeni bir insan olan Ahmed Süreyya Emin Bey kendisine nasib olan bu büyük kabiliyetini insanların hizmetine sunmuş olması sadece Osmanlı toplumuna değil tüm insanlığa büyük bir ihsan ve ikramdır. Bu mütekâmil zâtın kendi devrinin ve zamanının çok fevkinde olduğu açıktır. Ahmed Süreyya Emin Bey bu seçkin özellikleriyle örnek bir insandır.
"

 

· Daha fazla osmanlıya ilişkin yayınla
· Haber gönderen mehmetipci


En çok okunan haber: osmanlıya ilişkin yayınla:
The Egyptian Question (1831-1841)




Ortalama Puan: 4.88
Toplam Oy: 43


Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü






 Yazdırılabilir Sayfa  Yazdırılabilir Sayfa

 Bu Haberi Arkadaşına Gönder  Bu Haberi Arkadaşına Gönder



Ziyaretçi İstatistikleri

Açılış Sayfası Yap

Mehmet İPÇİOĞLU tarafından hazırlanan bu site.


3 Temmuz 2001'de aramızdan ayrılan Nejat Göyünç'e İthaf Edilmiştir




Sayfa Üretimi: 0.198 Saniye