0
Makaleler | Osmanlı Tarihçileri | Osmanlı Tarih Deyimleri | Osmanlılar | Popüler Konular | Olaylar| Osmanlı Bibliyografyası | Bildiriler
Süreli Yayınlar| Arşiv Belgeleri & Rehber | Doktora Tezleri | Mücmel Osmanlı Tarihi


· Ana Sayfa
· Anketler
· Araştır
· Hesabınız
· İletişim
· Konular
· Metin Sürümü
· Tavsiye Et
· Yazı Gönder



Şu an sitede, 25 ziyaretçi ve 0 üye bulunuyor.

Kayıtlı değilsiniz. Buraya tıklayarak ücretsiz kayıt olabilirsiniz.



Oryentalistlerin Gözüyle
31 Mart Fotoğrafları
Çeşitli Vesikalar
Osmanlı Arşivinden
Kisve Bahası Belge
Mulâj-i Ruznamçe
Gazavat-ı Murad
Ahkâm Defteri
Feth-i Estergom
ingilizce haritalar
Türkçe haritalar
Şeriyye Sicilleri
Fermanlar
Ermeni Vahşeti
Topkapı Sarayı
Surnâme-i Vehbi
Kıyâfet-nâme
Osmanlı Kilimleri
Osmanlı Nakışı
Osmanlı Vazoları
Osmanlı'da Bağdad











Ottoman History Writing



Nuruosmaniye Kütüphanesinde Bulunan Bazı Kazasker Ruznamçeleri



Europe''s Muslim Capital



Changing Perceptions of the Ottoman Empire: The Early Centuries



Christians, Jews and Muslims in the OttomanEmpire: Lessons for Contemporary Coexistence



Islamızatıon In The Balkans As An Hıstorıographıcal Problem: The Southeast-European Perspectıve



The Guilds Of Jerusalem in Ottoman Period

Kalelerden Budin Kalesi'nin Kaybı

Anonim writes "İsmail Tosun Saral
Em. İş Bankası Müdürü
Türk Macar Dostluk Dernegi Yön. Kur. Üyesi


Budin 150 sene bir Türk şehri olarak kalmış ve 2 Eylül 1686 da kaybedilmesi büyük üzüntü uyandırmıştır. Budin’in kaybı dolayısıyla asker şairlerden GÂZİ ÂŞIK HASAN’ın yazdığı iki türkü bugün bile Türk Milletini büyük üzüntüye boğmaktadır. Bu destan ilk defa Macar şarkiyatcı Dr. Kúnos tarafından Adakale’de duyulmuş ve yayınlanmıştır. Destanla ilgili en geniş araştırmayı
“ 250 Yıllık Bir Savaş Türküsü” isimli çalışması ile büyük halkbilimci ve eğitimci rahmetli Cahit Öztelli yapmıştır. Bu çalışmayı ve diğer Budin destan ve türkülerini aşağıda sunuyorum:
"Türklerin de tarihte çok acılı serüvenleri var. Yüzyıllar boyunca çıkan türkülerden bize pek azı gelebilmiştir. Bunların ilk çıkış durumunu, hikâyesini çok zaman bilemeyiz. Fakat tarihle ilgili olanları çok yorucu araştırmalarla meydana çıkarmak mümkün olabilir. İlk defa olarak biz böyle bir denemeye konu olarak “ Nazlı Budin “ türküsünü aldık.
Türkünün ilk şeklini bularak bu ikiyüz elli yıllık serüveni, tarihin ve daha sonraki varyant (bir şiirin değişik başka şekli) değiştirmeleriyle karşılaştırarak ortaya koymaya çalıştık.


Gerçek tarih, türkünün çıkışına sebep olan olayı şöyle anlatıyor: Osmanlı ordularının ikinci Viyana bozgunundan sonra, Batı dünyası, Türklerin artık savaş gücünün bittiğini, daha doğrusu idaresizliğini anladı. Türkleri Avrupa’dan atma umutları arttı. Avusturya, Lehistan, Rusya, Venedik hükümetleri birleşerek Türk sınırlarını geçtiler. On beş yıl uğraş oldu. Türk orduları başka başka cephelerde savaşmak zorunda kaldı. Bu yüzden arka arkaya başarısızlıklara uğruyordu. Bu sırada, Kanunî Sultan Süleyman tarafından alınan ve son son sınır kalelerimizden olan Budin’i (Macaristan’ın başşehri şimdiki Budapeşte) düşman büyük kuvvetlerle sardı (17 Haziran 1686). Alaman İmparatorluğunun doksan bin kişilik kuvvetine karşı Budin Kalesinde on altı bin Türk eri vardı. Bir Haçlı seferini andıran düşman saldırışları karşısında Türk savunması pek kahramanca oldu. Yardıma gelen Sadrazam Süleyman Paşa da bir başarı sağlayamadan geri çekildi. Pek üstün düşman kuvvetleri karşısında kalenin elden çıkması kesindi. Kale her yönden çok sıkı sarılmıştı.
Bu sırada; Budin yakınlarında, Tuna üzerinde bulunan Kız adasında, aralarında kale komutanı Abdurrrahman Abdi Paşa’nın haremi de bulunan kadın ve çocukları Belgrad’a göndermek üzere hazırlanmış 20 gemi düşman tarafından ele geçirilerek kadınların güzelce olanları düşman ordugâhında haraç mezat satıldı. Günlerce süren savaşlar sonucunda, şehrin varoşu düşman eline geçti. Temmuz ortalarında cephaneliğe rastlayan bir gülle, binlerce kantar ağırlığındaki barutu ateşleyip, kıral sarayı , ile kalenin büyük bir kısmını yıktı. Buna rağmen teslim teklifine karşı çok kanlı çıkışlarla cevap verildi, büyük kayıplar verdirildi. Sonunda, 2 Eylül’de büyük bir saldırıştan sonra düşman Toprakkale tarafından şehre girdi. Sokaklarda boğaz boğaza çarpışmalardan sonra, Türkler İçkalede Bâli Paşa meydanına çekilip savaşa devam ettilerse de Abdurrahman Abdi Paşa’nın şehit düşmesi üzerine müdafaa sona erdi. Başsız kalan Türklerden bir kısmı Tuna yoluyla kaçmaya çalışırken, esirlerin öldürüldüğünü görenler umutsuz bir durumda geri dönerek silâha sarılıp tekrar uğraşa (mücadeleye) kalkışıyorlardı. Budin yanıyor, ahalisi, kadın, çocuk ve ihtiyar ayırt edilmeden boğazlanıyordu. Kırımdan kurtulanların sonu yürekler acısı olmuştu; yağmacılar tarafından çırılçıplak soyulan bu çaresizleraçlıktan ve soğuktan yok olup gittiler. Ancak, ufak bir kısmı Tuna’ya atılarak veya sallara binerek hayatını kurtarmıştı. Budin felâketinin gönüllerdeki acısı, yüzyıllarca söylenen “Aldı Nemce Bizim Nazlı Budin’i” türküsünde sürüp gitti.
Budin 167 yıl Türklerin elinde kalmış, müslüman ve hiristiyan halka çok iyi bakılmış, şehir bayındırlık içinde yaşamıştı. Fakat, elden çıkışının, hele kadınların, kızların gözü dönmüş askere peşkeş çekilmesi, tutsak olanların boğazlanması olayları Türk’ün yüreğinde o kadar derin yara açmıştır ki aradan 275 yıl geçti, fakat bu felâket üzerine çıkan türkü dillerde kaldı.
Bu acı üzerine çıkan türkünün, halk arasında yüzyıllarca yaşaması, çıkış, sürüp gelmesi, değişiş sebeplerini incelemek, hem tarih, hem folklor bakımından “Bir Türkünün Tarihi” olarak ele almak yerinde olacaktır. Bu incelemeyi yaparken elimizde dört metin var. Bunlardan ilk ikisini çıkış zamanında yazılmış olarak kendi cönklerim arasında buldum. Öteki ikisi, iki yüz elli yıl sonra halk arasında söylendiği gibi derlenmiştir.
Önce birinci türküyü, olaydan hemen sonra çıkmış olanı görelim : "

Budin Türküsü

Budin dedikleri Aksuyun başı
Kan ile yuğrulmuş toprağı taşı
Çerkes Bayraktar şehidler başı
Geldi küffâr, aldı kale Budini
Aldı Budin kalasını, geçti bedeni.

Cephane tutuştu, aklımız şaştı
Selâtin camisi havaya uçtu
Askerin yarısı hep şehid düştü
Geldi küffâr, aldı kale Budini
Aldı Budin kalasını, geçti bedeni.

Budin’in üstünde doğdu bir yıldız
Aldı hayin küffâr on iki bin kız
Kimi Kadı, kimi Müftü, Müderris
Aman Padişahım, imdad umarız
İmdadsız kalaya imdad bekleriz.

Budin dedikleri çepçevre meşe
Kurdunu, kuşunu doyurduk leşe
Hüngür hüngür ağlar Genç Ali Paşa
Geldi küffâr, aldı kale Budini
Aldı Budin kalasını, geçti bedeni.

Budin içinde biz üç kız idik
Altun kafes içre besli kuzuyduk
Küffârın eline lâyık değildik
Geldi küffâr, aldı kale Budini
Aldı Budin kalasını, geçti bedeni.

Yazılı olarak bize kadar gelen bu türkü daha sonrakilere kaynaklık etmiştir. Tarih olaylarına uygundur. Şekil düzgün, dil halk dilinden çok, kültürlü bir saz şairi dilidir. Olay işitilerek değil, görülerek hatta yaşanarak söylenmiştir. Her ne kadar söyleyenin adı türküde geçmiyorsa da, türkü anonim halk türküsü değildir. Daha bunun gibi bir çok türküde şairleri adlarını kullanmıyorlar, ancak, yazılı oldukları yerde şiirin üstünde adları kayıtlı bulunuyor. Dedekorkut da, hikâyelerin yazarı belli belli olmakla beraber anonim folklorik bir eser değildir. Sanat düşüncesi birinci plândadır. Bizim türküde de durum aynıdır. Şair burada halka mal olmuş olayı dile, saza getirirken kendisini göstermiyor. Bundan sonraki varyantlarında türkü yavaş yavaş anonimleşiyor, dil sadeliğe, halka doğru daha çok kayıyor, kavuştak bir mısra iniyor ki halkın anonim türkülerinde tek mısralı kavuştaklar çoğunluktadır. Dörtlük sayısı artarak, olay büyütülüyor, daha acıklı bir durum alıyor, dil son derece sadeliğe gidiyor. Ve artık Budin “ Budim “ olur. Çünkü halk Budin’e “ Budim “ demektedir. Başka halk şairlerinde de bu şehir hep “Budim“ olarak geçmektedir.
Bir sanat eserinin anonim duruma geçmesini göstermesi bakımından önemli olan, şimdiye kadar yayınlanmamış bir ikinci türküyü bendeki yazmadan alarak aşağıda görelim :

Budim Türküsü

Ötme bülbül ötme yaz bahar oldu
Bülbülün figanı bağrımı deldi
Çekilüp gitmenin zamanı geldi
Geldi küffâr, aldı nazlı Budimi.

Sabah namazında doğdu bir yıldız
Deftere alınmış on iki bin kız
Aman Padişahım dini islâmız biz
Geldi küffâr, aldı nazlı Budimi.

Budimin çarşısı bir uzun çarşı
Orta yerde Sultan Selim camisi
Kâbe suretine benzer yapısı
Geldi küffâr, aldı nazlı Budimi.

Budimin çarşısı her baştan başa
İçinde oturan Süleyman Paşa
Aman Padişahım sen binler yaşa
Geldi küffâr, aldı nazlı Budimi.

Cephane tutuştu, aklımız şaştı
Selâtin camiler havaya uçtu
Bütün sebi sıbyan şahadet düştü
Geldi küffâr, aldı nazlı Budimi.

Yatsı namazında üç top atıldı
Topun şiddetinden yer, gök sarsıldı
Gelin kızlar esir olup satıldı
Geldi küffâr, aldı nazlı Budimi.

Sabah namazında hep göründüler
Yetişin imdada ağalar, beyler
Öğlen namazında analar ağlar
Geldi küffâr aldı nazlı Budimi
Akşam namazında doğdu bir yıldız
Deftere alındı on iki bin kız
Küffâr bırakmadı ne namus ne ırz
Geldi küffâr, aldı nazlu Budimi.

Alaman dağından bir duman bürüdü
Başı şapkalılar nice yürüdü
Deli dal kılıçlı Boşnak var idi
Geldi küffâr, aldı nazlı Budimi.

Budim dedikleri bir düz ovada
Atılan gülleler düşer havada
Sabi sıbyanların eli duada
Geldi küffâr, aldı nazlı Budimi.

Budimin içinde müftü kızıyım
Anamın babamın iki gözüyüm
Kafeste beslenmiş körpe kuzuyum
Geldi küffâr, aldı nazlı Budimi.

Görülüyor ki birinci türküde beş dörtlü yukarıdaki varyantında onbir dörtlüğe yükselmiştir. Budin uğraşlarının (mücadelesini) sanki “ sabah, öğle, akşam, yatsı “ namazları vaktine göre sıralayarak olayın sonlarını perde perde önümüze sererek daha dramatik bir oluş veriyor. Bu varyant ta tarih olaylarına uymaktadır: cephaneliğin tutuşması, on iki bin kızın tutsak olması (deftere alınmak ile satılarak deftere yazıldıklarını söylemek istiyor). Yalnız “ Budim’in içinde oturan Süleyman Paşa “ gerçeğe uymuyor. O sırada Süleyman Paşa, yukarıda da söylendiği gibi, sadrazamdır. Budin’e yardıma koşmuşsa da başarı sağlayamadan geri dönmüştür. Anonim eserlerde bu gibi tarihe uymayan yerler çoktur. Bu varyantta olay gittikçe acıklı bir durum alıyor. On iki bin kız, doğan yıldız, cephane tutuştu aklımız şaştı gibi bir çok mısralar ikisinde de var. Yalnız ikincisinin birinciden ayrılığı önemli ayrılık birinci dörtlüktür.

Ötme bülbül ötme yaz bahar oldu
Bülbülün figanı bahrımı deldi
Çekülüp gitmenin zamanı geldi
Geldi küffâr aldı nazlı Budimi

Bu dörtlük , konuya giriş bölümüdür ki daha sonraki ve daha çok anonimleşen türküye kaynaklık ettiğini gösteriyor. Bu dörtlük bir koşma başlangıcı karakteri gösteriyor. Halk edebiyatının lirik mahsulleri koşmalar, manilerde böyle başlangıçlar çoktur.
Yukarıda yazılı olarak ele geçen iki türküden sonra ağızdan derlenen öteki iki türküye geçelim.
XIX. yüzyıllın sonlarındayız. Aradan tam ikiyüz yıl geçmiştir. Bir gün Budin’den bir ilim yolcusu, Dr. Kunuş İstanbul’a doğru yola çıkar. Tuna’dan elimizde kalan son parçalardan Ada Kalesi’ne uğrar. Türküleri ilk olarak burada gören genç Macar “birden bire Adakale gençlerinden birisinin ağzından hazin bir nağme çıktığını” duydu. İstanbul’a Türk halk edebiyatını toplamaya, anlamaya geliyordu. Bu ilk tesadüften çok sevindi, hemen defterine yazdı. Doktorun duyduğu türkü bizim Nazlı Budin türküsü idi. Budin şehitlerinin torunları hâlâ o kanlı hatıranın acılarını unutmamışlardı. (Bu türkü asker şairlerden Gazi Âşık Hasan’ın BUDİN DESTANI idi)

Ötme bülbül ötme, yaz bahar oldu,
Bülbülün figanı bağrımı deldi,
Gül alıp satmanın zamanı geldi,
Aldı Nemçe bizim nazlı Budin’i .

Çeşmelerde abdest alınmaz oldu,
Camilerde namaz kılınmaz oldu,
Mamur olan yerler hep harap oldu,
Aldı Nemçe bizim nazlı Budin’i .

Budin’in içinde uzun çarşısı,
Orta yerinde Sultan Ahmet Camisi,
Kâbe suretine benzer yapısı,
Aldı Nemçe bizim nazlı Budin’i .

Budin’in içinde serdar kızıyım,
Anamın, babmın iki gözüyüm,
Kafeste besli kınalı kuzuyum,
Aldı Nemçe bizim nazlı Budin’i .

Cephane tutuştu, aklımız şaştı,
Selâtiyn camiler yandı, tutuştu,
Hep sabi sıbyanlar ateşe düştü,
Aldı Nemçe bizim nazlı Budin’i.

Serhatlar içinde Budin’dir başı,
Kan ile yoğrulmuş toprağı taşı,
Çerkez Alemdar şehitler başı
Aldı Nemçe bizim nazlı Budin’i.

Kıble tarafından üç top atıldı,
Perşembe günüydü, güneş tutuldu,
Cuma günü idi, Budin alındı,
Aldı Nemçe bizim nazlı Budin’i.

Aradan ikiyüz yıl geçmiş, türkü hâlâ bütün çanlılığı ile yaşıyor. Bizim nazlı Budin’in acısı halkı hâlâ ağlatıyor. Halbuki bu arada yüzlerce kale elimizden çıkmış, nice nice bozgunlar görmüştü bu millet. Onlar unutuldu, zamanın sisleri arasında uçtu, yeni felâketler eskisini sidi. Fakat niçin Budin unutulmadı ? Hâlâ kalpleri kanatan tutkunluk nereden geliyor ? Bunun çok önemli sebepleri olmak gerek. Acaba bu sebep nedir ?
Bence bu yaşama gücünün iki sebebi var: Birincisi türküyü saran tarih olayının acıklı oluşu. Yüksek bir kahramanlık destanının yanında Türkün “ Silâh, at, avrat “ sözünde toplanan namus anlayışından gelen millî onurun kırılışıdır.
Türkünün taptaze, kuşaktan kuşağa geçmesinin ikinci sebebi de sanat yapısının ve bestesinin kuvvetli olmasından olacaktır. Gerçekten pek güzel iç ve dış yapısı var. İlk kuruluş az sonra başka bir şair elinde daha kuvvetli bir yapı ile dil, konuyu işleyiş parlaklığı kazanıyor. Ya beste ? Muhakkak ki bu da pek içli, dokunaklı idi. Böyle olmasa türkünün yaşama güçü çok kısalırdı. Ne yazık ki bugün ilk besteyi bilemiyoruz. Fakat her halde konusu daha hazin içli idi. Kimbilir kaç kuşak onu dinlerken ağladı. İstanbul saraylarında, halk şairleri Nazlı Budin’i çağırırken şehzadelerin de ağladığını tarih haber veriyor.
Yıl 1938, Antalya’dayız. Aradan tam iyiyüzelli yıl geçmiştir. Artık son boğazlaşmadan sonra Budin’i kim hatırlar. Hayır, millet hâlâ Budin’de şehid düşen Sancaktar’a ağlıyor. Dinleyelim :
Budin Türküsü

Karpat dağından doğdu bir yıldız
Deftere yazıldık on iki bin kız
Duyun kardeşlerim gitti ırzımız
Geldi Nemçe aldı güzel Budini

Üç kız idik bir derede tuttular
Sacımızdan bilekceler yaprılar
Esir deyü şol kâfire sattılar
Geldi Nemçe aldı güzel Budini

Sabah olur kilisesine götürür
Türlü türlü pularını öptürür
Akşam olur karşısına çıkarır
Geldi Nemçe aldı güzel Budini

Budinin içinde müftü kızıyım
Anamın babamın iki gözüyüm
Altın kafeslerde besli kuzuyum
Geldi Nemçe aldı güzel Budini

Sabah namazında indim varoşa
Ne mutlular olsun kurtulan başa
Yaşa binler Genç Ali Paşa
Ali Paşa bizi ilden alasın
Türk erinde gayret çoktur bilesin.

Bu türkü de, anonimleşen ikinci türküden kısa olmakla beraber, onda olmayan fark birinci türküde bulunan Genç Ali Paşayı da anıyor. Bundan başka öteki türkülerin hiç birinde bulunmayan tafsilât var. Bütün türkülerde bulunan üç kızın başından geçenler biraz daha açığa çıkıyor. Bu üç kızın bir derede yakalanması, saçlarının yolunması, açıkca kâfirlere satılması, sabah akşam kiliseye götürüldükleri, putları öptürdükleri, akşam olunca efendilerinin karşısına çıkarıldıkları anlatılarak ortaya daha dramatik bir durum verilmiş. Bu saydıklarımız ötekilerde bulunmadığına göre, bu son türkü henüz elde bulunmayan başka bir varyant ile ilk türkülerin karışmasıyla meydana geldiği inancını veriyor. Bunu ispatlayan başka bir yön de, türkünün son parçasının kavuştağının üstte kavuştaklardan başka olmasıdır. Bu kavuşta ayrı ve iki mısradır. Hatta burada yalnız kavuştak değil bütün parça Genç Ali Paşaya karşı söylenmiş aynı konu ile ilgilidir. Ali Paşayı birinçi ve asıl kaynak olan türküde de görmüştük. Demek ki aynı kaynaktan çıkmış beşinci bir varyant karşısındayız. Halk muhayyilesi kendine göre yarattığı olay safhalarıyla türküyü zenginleştirmektedir. Bu durum başka bazı türkülerde de görülür. Bunun gibi Estergon Kalesinin elden çıkması üzerine söylenen türkü ile bizim Budin türküsü karışarak, ikisinin karışımı bir varyant çıkmıştır. Bu varyantın birinci kıtası Estergon, ikinci kıtası bizim verdiğimiz ikinci Budin türküsünün birinci kıtası, sonuncu kıtasının bağlaması, bizim verdiğimiz birinci türkünün bağlamasıdır.
Demek, Budin’den sonra elden çıkan Estergon ile başka kalelerin türküleri yeni yeni varyantların doğmasına sebep olmaktadır. Bu durum yâni Budin türküsünün başka türkülere etki yapması, onun yukarıda atlattığım sebepler yüzünden pek kuvvetli olarak sahib olduğu yaşama gücünden gelmektedir.
Gâzi Âşık Hasan’ın diğer Türküsü:
BUDİN TÜRKÜSÜ
Geldi düşman bağladı hep cümle râhim der Budin,
Gelmeyen imdâdıma çeksün günâhım der Budin,
Kalmışım küffar elinde yalınız zâr – ü zebûn.
Ser çeküp burc – ü bedenden çıktı âhım der Budin,

Olmuş idim bir zaman sedd – i islâma kilid,
Nice canlar din yolunda uğruma oldu şehit,
Tâ kıyamet haşrolunca kesmezem hak’dan ümid,
Bir gün ola açıla baht – ı siyâhım der Budin.

Padişahım, meskenim küffara şayân eyleme,
Akıtıp çeşmim yaşın cismim de giryan eyleme,
Bu hususta suç bulup kimseye bühtan eyleme,
Tâ ezelden böyle yazmıştır ilâhım der Budin.

Gitti varım gözgöre düşmanlara oldu nasib,
Yâ ilâhî sen kerem kıl zahmime gönder tabib,
Hey yazık düşman elinde yıkılıp kaldı garib,
Mescid – ü – mimberlerim hep kıblegâhım der Budin.

Der Hasan hiç bilmeyenlen söyleşür efsânemi,
Dîn – i İslâmın içinde Hak tüketmiş dânemi,
Sene bin doksan yedide zapdedip cephânemi,
Nasib oldu düşmana zırh – ü silâhım, der Budin.

Başka bir Budin Türküsü
Ben bir Müftü Kızıyım

Budin’in kalesi dördtür biri sahraya bakar
Sokakları sel sel olmuş su yerine kan akar
Al beni küffâr elinden Padişâhım der Budin

BUDİN TÜRKÜSÜ -Anonim-

Budin dedikleri Aksuyun başı,
Kan ile yoğrulmuş toprağı taşı,
Çerkez Bayraktardır şehitler başı,
Geldi kâfirler geçti bedeni
Aldı Nemçe bizim nazlı Budin’i

Cephane tutuştu aklımız şaştı,
Selâtin camiler havaya uçtu,
Askerin yarısı hep şehit düştü,
Aman Padişahım imdat umarız,
İmdat etmez isen nâre yanarız.

Budin’in üstüne doğdu bir yıldız,
Aldı hain küffar on iki bin kız
Kimi kadı, kimi müftü, müderris,
Geldi kâfirleri geçti bedeni,
Aldı Nemçe bizim nazlı Budin’i

Budin dedikleri çep çevre meşe,
Kurdunu, kuşunu doyurduk leşe,
Hüngür hüngür ağlar Genç Ali Paşa,
Aman Padişahım imdat umarız,
İmdat etmez isen nâre yanarız.

Budin’in içinde biz üç kız idik,
Altın kafeslerde besli kuzuyduk,
Küffarın eline lâyık mı idik,
Geldi kâfirleri geçti bedeni,
Aldı Nemçe bizim nazlı Budin’i.


Yılmaz Elmas, “ Tarihi Budin Türküsü “ ile ilgili olarak bizleri şu bilgileri vermiştir:
“ Sayın Cahit Öztelli’nin, “250 Yılık Bir Savaş Türküsü” başlıklı araştırma yazısı ilgimi çekti.
1957-1958 ders yılında Alaçam’ın Karahüseyni köyünde çalışırken aynı türküyü değişik söylenişi ile tespit ettim. Bulgaristan’ın Şumnu-Osmanpazar kasabasının Kestane köyünden göçmen olarak gelip bu köye yerleşen Necip Cabadak, okuma yazma bilmez 72 yaşındadır. Türküyü onun tatlı sesinden dinledim.”
Budin

Bir saba namazında üç top atıldı
Topların heybetinden ay gün tutuldu
Aman aman padişahım aman sende bilirsin

Geldi kâfir sardı Budin kaleyi
Geldi düşman aldı nazlı Budini

Budin dedikleri bir metin kasaba
Sıvamış kolları döndü kasaba
Kesilen kelleler gelmez hesaba

Geldi kâfir sardı Budin kaleyi
Geldi düşman aldı nazlı Budini

Ayın arkasında bir sarı yıldız
Tefterimden çıktı onikibin gelin kız
Aman padişahım aman din islâmız biz

Geldi kâfir sardı Budin kaleyi
Geldi düşman aldı nazlı Budini

Budin’in içinde ben bir müftü kızıydım
Anamın babamın iki gözüydüm
Kafeslerde besli körpe kuzuydum.

Geldi kâfir sardı Budin kaleyi
Geldi düşman aldı nazlı Budini

Çeşmelerde abdest alınmaz oldu
Camilerde namz kılınmaz oldu
Aman padişahım aman elden al bizi

Geldi kâfir sardı Budin kaleyi
Geldi düşman aldı nazlı Budini

Sayın Ali Öztürk’ün derlediği anonim bir Budin türküsü :
Budin Türküsü
Bir sabah namazında üç top atıldı,
Topların heybetinden ay gün tutuldu,
Aman aman Padişahını sende bilirsin,

Geldi kâfir sardı Budin Kaleyi,
Geldi düşman aldı nazlı Budini.

Budin dedikleri bir metin kasaba,
Sıvamış kolları döndü kasaba,
Kesilen kelleler gelmez hesaba.

Geldi küffâr sardı Budin Kaleyi,
Geldi düşman aldı nazlı Budini.

Budinin içinde ben bir müftü kızıydım,
Anamın babamın iki gözüydüm,
Kafeslerde besili körpe kuzuydum.

Geldi kâfir sardı Budin Kaleyi,
Geldi düşman aldı nazlı Budini.

Büyük Şair Orhan Şaik Gökyay’ın ;

Budin Türküsü

Çıktım yücesine tarihe baktım,
Yoktur bir diyarda eşi Budin’in;
Beni merak aldı, bir rakam döktüm
Tuna ile birdir yaşı Budin’in

Kızları var, yosma yosma bakışır,
Gül bedene ne geyseler yakışır,
Kâkül ile fesleğenler tokuşur,
Güzellerle hoştur başı Budin’in

Bahçelerde elvan elvan gülleri,
Yaz gelince bülbüllenir dalları,
Bozbulanık çoşkun akar selleri,
El’aman çığrışır kışı Budin’in

İlham alır gönlüm Tuna boyundan,
Yanık bağrım kanmak ister suyundan,
Selam gelir paşasından, beyinden,
Bir türlü kurumaz yaşı Budin’in

Bir ünü var şu dünyayı tutmuştur,
Küffar ile nice cenkler etmiştir,
Budin bizim dizimizde yatmıştır,
Gazi Erenlerdir düşü Budin’in

Gökyay’ım, tarihi serbeser gezdim,
Susmuş yankıları söylettim, yazdım,
Budin’de aşina bir çehre sezdim,
Ne hoş Türkçe öter kuşu Budin’in.

TÜRKÜ
(Bu türkü Wlodzimierz Zajackowski’den alınmıştır.)

Budin dedikleri
Bir ufacık kasaba
İçinde kesilen kelleler
Gelmez esaba

Budin içerisinde
Bir ufacik çarşi
Yörüyün çocuklar
Düşmana karşi

Geldi düşman sardı
Aldı nazlı Budin’i
Aman Padişahım
Gitti Budin’im.

Budin’den Benli Halime’nin Ağıdı

Adımı sorarsan Benli Halime
Saçımı sorarsan dört domanır belime
Gören ağlar, bakan ağlar benim halime
Aman Padişahım sorusun sen ver.

Ben de bir Bey’in kızıyım
Gölgede beslenmiş emlik kuzuyum
Medine şehrinde müfü kızıyım
Aman Padişahım sorusun sen ver

Altın tabakta kınam ezildi
Gümüş tarakta zülfüm düzüldü
Benim yazım bir kâfire yazıldı
Aman Padişahım sorusun sen ver.

Döğüşürüz geceli gündüzlü biz
Allah Allah ider ay ile yıldız
Defteriyle gitti on altı bin kız
Aman Padişahım sorusun sen ver.

Budin kal’asından toplar atılır
Gelinler kızlar sıra ile satılır,
Heybetinden aylar, günler tutulur
Aman Padişahım sorusun sen ver.

Budinli Dizdar Kızının Ağıdı

Yeşiller geydim de çıktım salındım,
Doğar aylar gibi doğdum salındım,
Yıkılası Budin sende bulundum,
Padişahım beni elden al sana.

Beç kıralı sarhoş olmuş oturur,
Bizi bir bir karşısına getirir,
Kâdir mevlan daha neler bitirir,
Padişahım beni elden al sana.

Budin’li Razi Kadın
Tutsak Kızlar Ağıdı

Haberliğe gidin durman gaziler,
Gece gündüz feryat ile zârumdur,
Bizim yerde, bizi ağlar diyesiz,
Tutuşuben yanar ağlar diyesiz.

Kara gavur yer yüzünü bürüdü,
Esir etti bizi bunda sürüdü,
Yalın kılıç oldu şehre yürüdü,
Bize böyle zulüm oldu diyesiz.

Varın deyin anam giysin karayı,
Durağımız Erdel oğlu sarayı,
Gelsin bizi şehir şehir arayı,
Saray değil bize zindan diyesiz.

Esir olduk kaldık bunda kimimiz,
Arşa çıktı bizim âh ü zarımız,
Aramızda şehid oldu çoğumuz,
Kıyamet gününü gördük diyesiz.

Sarhoş olup, tahta geçer, oturur;
Müselmanlar, bunu kimler götürür?
Bizi karşusuna bir bir getürür,
Al-Osmân’da gayret yokmu diyesiz,

Âl-Osmân Eller’ünğ dâim gözlerüz;
Dokuz dâne Paşa-zâde Kızlar’uz;
Eller’den şimdi hep haber gözlerüz;
Bir Kâfir’e esîr olduk diyesiz.

Hak’dan gayri kimse yoktur dilümde;
Evvel böyle kısmet imiş Kalem’de,
Kelepçeler vardur iki elümde,
İşidenler hep ağlaşur diyesiz.

Ben Razi Kadınım, oldum zârıcı,
Her karanlığa bir aydınlık verici,
Elimde kalmadı, altınla inci,
Yanık derdim, yoktur derman diyesiz.

Budim Türkisi
Ötme bülbül ötme yaz bahâr geldi
Gül alup satma zamâna geldük
Geldi caur aldı kulle-i Budim
Amân pâdişâhın küffâr elinde

Budim’in dört kubbesi var kıbleye bakar
Ara yire yire yok su akar
Gitdi pâdişâhın ser-hâdd-i Budim
Yetmiş bin çocuğun eli du’âda
Amân pâdişâhın küffâr elinde
Yazuk oldı aldı kâfir Budim’i
Ah Budim’in büyük büyük evleri
İçinde ulana hûri kızları

Yazuk oldı gitdi Âlî- Osmân kilidi
Ah Budim’in uzun uzun çarşısı
Yakdı kâfir güler mermer câ’misi
İçinde yandı Acem halısı

Budim Türkisidir

Gördünüz mi bize hünkâr n’eyledi
Budim kullarını esîr eyledi
Şadr-ı azim bize imdâd vermedi
Yazık oldı aldı düşmen Budim’i

Budim kal’asın kıydı imdi
Kullarun kıymetin bilmedi
Gitdi elden Âli Osmân kilidi
Yazık oldı aldı düşmen Budim’i

Yüzin göstermeyen ay ü güneşe
Gitdi güzel kızlar krala peşkeşe
Karga kuzgun doysun karadan leşe
Yazık oldı aldı düşmen Budim’i

Avret oğlan koyun gibi mileşür
Gitdi kâfir irzağı malı paylaşur
On bin avret esîr olup halleşür
Yazık oldı aldı düşmen Budim’i

Âh Budim’in büyük büyük evleri
Dört tarafta bekler gerçek erleri
Görün başumuza gelen hâlleri
Yazık oldı aldı düşmen Budim’i

Âh Budim’in yassı yassı yolları
İçinde gezerdi hûri kızları
Görün başumızı gelen hâlleri
Yazık oldı aldı düşmen Budim’i

Toprak kullesinden yüriş idiler
Yügrük atlar ala kana batdılar
Nice cânlar şehîd olup yatdılar
Yazık oldı aldı düşmen Budim’i

Günde beş bin kunpanası atıldı
Yidi kullesinin sûrları yıkıldı
Yüz bin adam niyâ ile basıldı
Yazık oldı aldı düşmen Budim’i

Ol şâh-bâz yiğitler elleri bağlu
Kâfirler elinde dilleri bağlu
Alup götürdiler Estergon’a doğru
Yazık oldı aldı düşmen Budim’i

İmdâda gelmeyen çeksün azâbı
Kıyâmet gününde virsün cevâbı
Düşen şehîdlerün yoktur hisâbı
Yazık aldı düşmen Budim’i

Budim

Dinle izzin Hakk,çün yâ-Rabb zârım der Budim
Kâfire virdin benim dârı diyârım der Budim
Mescid ü mihrâblarım büthâne kıldılar benim
Çinemek lâyık mı kâfirler mezârım der Budim

Döndi İslâm askerinin zâhiren kevkebleri
Kodılar cümle imâretlerime merkepleri
İtdiler meyhâne Kur’ân okunan mektebleri
Toldı hem a’dâ-yı yir yir bâzârım der Budim

İnmez oldı üstüme cefâsı Hakk’ın rahmeti
Günde beş kez açılurken baba bâb-ı cenneti
Ey dirağa gitdi benden şol Muhammed ümmeti
Tokdı küfâr putları burc-ı hisarım der Budim

Ey Revânî ahl-i İslâm gün ola gelür deyü
Âkıbet magrib ü maşrık anların olur deyü
Âl-i Osmân oğlu bir gün feth ider alur diyü
Gice gündüz ol gün içün intizârım der Budim.

Türkü (Budim Ağıdı)
“fâ’ilâtün, fâilâtün, fâ,ilâtün, fâilün”
Yaksa eflâki acep mi nâr- i âhum der, Budım
Gör ne getürdü âkhir bakht- i siyâhum der, Budım
Ehl- i İslâm gelmedi, bağlandı râhum der, Budım
Ben de bildüm cürmümü, çokdur günâhum der, Budım.

Bilmezem neden tekâsül etdi Devletlü Vezîr
Niçe İmân-Ehli düştü dest- i Kâfire esîr;
Küfr ü zulmet içre kaldı böyle şehr- i bînazîr,
Bende girdi cümleten Mîr ü Sipâh’um der, Budım.

Çekdüğüm cevre dayanmaz müntehâ dağlar, benüm;
Yok mudur bu dehr içinde zakhmumi bağlar, benüm?
Gökteki cümle Melekler, hâluma ağlar benüm;
Lûtf- i Hak’dan gayri kalmadı penâhum der, Budım.

Pâyimâl oldu ayakda şimdi mektebkhâneler;
Nâr- i hicre yanmadayuz, nitekim pervâneler;
Bu dalâletten beni kur(tar) İlâhım, der Budım.

‘Azm-edüp Evvelbahârda devlet ü ikrâm ile;
Gaazî-Khunkâr’um yetiş gel ‘Asker- i İslâm-ile;
Yörüsünler Gaazîler, Tekbîr eydüp İbrâm ile;
“Al beni, Kâfir’de koyma Pâdişâh’um”, der Budım.


Budin’in kaybından duyduğu büyük üzüntüyü dile getiren asker şairlerden biri de PÎR GAİB ABDAL’dır. Pîr Gaib Abdal’ın aşağıda sunduğum “Gül Baba Sultan” isimli nefesi ilk defa büyük araştırmacı, halkbilimci ve yayıncı rahmetli M.Halit Bayrı tarafından 1949 yılında Türk Folklor Araştırmaları Dergisi’nin 3. sayısında yayınlanmıştır.
Rahmetli Bayrı “bu nefesin Pîr Gaib Abdal’ın şimdilik ele geçen tek nefesi olduğunu söylemekte ve manzumenin sahibi Pîr Gaib Abdal ile, manzumede adı geçen Gül Baba’nın kim olduklarını öğrenmek için bugün hiç bir vasıtamız yoktur” demektedir.
Aradan yıllar geçtikten sonra Gül Baba hakkında bugün daha fazla bilgi sahibiyiz. Ne var ki geçen süre içinde Pîr Gaib Abdal hakkında daha fazla bilgi edinmek mümkün olmamıştır. Bu nedenle Pîr Gaib Abdal’ın kendi sözlerini tahlil ederek bir sonuca varmak gerekecektir.
Ancak, Pîr Gaip Abdal’ın Garip Dede ile aynı kişi olduğu, Gül Baba ile musahip olduğu da ileri sürülmektedir.
“Garip Dede olarak bilinen Pir Gaip Abdal, Gül Baba ile musahiptir. Yol kardeşi bu iki erenin Merzifon’da başlayan birlikteliği uzun süre devam eder. Söylenceye göre, II.Bayezit Amasya Valisi iken, Merzifon Piri Baba Dergahı’ndaki erenlerle yakın bir ilişki kurar. Padişah olunca da, bu erenlerle birlikte İstanbul’a gider… Garip Dede, Gül Baba ve II. Bayezit arasındaki iyi ilişkiler İstanbul’da da sürer. Gül Baba ve Garip Dede’nin beraberliği Kanuni Sultan Süleyman’ın Macaristan seferinde de devam eder. Gül Baba ve Garip Dede’nin de katıldığı bu yolculuğun daha başında Garip Dede hakka yürür.
Küçükçekmece gölünün yanıbaşına gömülür. Adına yapılan türbeye daha sonra bir de dergah
eklenir. Daha yolculuğun başında yol kardeşinden ayrılan Gül Baba, Osmanlı ordusuyla Macaristan’a ulaşır.”

Bu bilginin doğru olmadığı görüşündeyim. Pîr Gaib Abdal ile Garip Dede aynı kişi değildir. Görüşümü mezkûr nefes de desteklemektedir.
Bu nefesden anlaşıldığı üzere; Pîr Gaib Abdal Budin’deki Gül Baba Tekkesi’nin dervişlerindendir. Ayrıca, Gül Baba ile musahip hatta çağdaş bile değildir; daha sonraki yıllarda yaşamıştır. 1686 yılında İkinci Viyana Seferi’ne katıldığı, bozgunu yaşadığı ve başıbozuk bir şekilde ricat eden serhat gazilerinden biri olduğu kuvvetle muhtemeldir. Bu düşüncemi Abdal’ın şu sözleri güçlendirmektedir:
“Kan revandır gözümüzde yaşımız
Bir araya gelmez oldu beşimiz”
Budin Kalesini savunan son askerlerden birisi de değildir. Budin’in kaybı sırasında belki başka bir yerde olduğu manzumenin ilk satırından anlaşılmaktadır:
“Gelin bugün dost eline varalım”
“Dost eli” Gül Baba’nın bulunduğu Budin şehridir. Budin’in kaybı ve Nemçeli’lerce orada gazilere ve ailelerine karşı yapılan insafsız tecavüzler ve katliamlar onu çok üzmüştür.
“Yârimden ayrıldım, feryat ederim
Kalmadı namus ve ârım, Gül Baba”
Yine de Budin’in tekrar geri alınması için elden gelen gayretin esirgenmemesinin farkındadır. Bu Yüce Yaratan’ın yardımı ile gerçekleşebilir.
“Şimden geri hû demektir işimiz” ve “İstekliye Muradını verirsin”
Manzume daha sonra rahmetli Cahit Öztelli tarafından 1973 yılında “Bektaşi Gülleri, Alevi Bektaşi Şairleri Antolojisi”nde yayınlanmıştır. Öztelli’ye göre; Pîr Gaib Abdal XVI.yüzyılda yaşamıştır. Mezarı Dersim’dedir. Pîr Sultan Abdal’ın oğullarından olması kuvvetle mühtemeldir.
Her iki manzume arasında metinde beraberlik olmakla beraber kıta satırlarında bazı kelime farklılıkları bulunmaktadır.
Gül Baba Sultan / Öztelli
Gelin bugün dost eline varalım / Gelin bugün dost iline varalım
Arşa diren diren zârım, Gül Baba / Arşa direk direk zârım, Gül Baba
Yârimden ayrıldım, feryad ederim
Kalmadı namus ve ârım, Gül Baba

Kan revandır gözümüzde yaşımız
Bir araya gelmez oldu beşimiz
Şimden geri hû demektir işimiz
Gel dinim, imanım, nurum Gül Baba

Geleydi aklım dört köşe bürürsün / Geleydi aklım dört kîşe bürürsün
İstekliye muradını verirsin
Din süruru, Muhammed’in nurusun
Gel dinim, imanım, yârim Gül Baba

Pir Gaip Abdal’ım, çekerler yasın
Turna’da kalmıştır senin göz yaşın / Tuna’da kalmıştır senin göz yaşın
Geleydi aklım dört köşe gezersin / Geleydi aklım dört kîşe gezersin
Gel dinim, imanım, nurum Gül Baba

Prof. Dr. Şükrü Elçin Millî Kütüphane’de yazmalar arasında 37 numaralı cönk’te Pîr Gâib Abdal’ın yukarıda verdiğimiz nefesinin devamını bularak Türk Dili Dergisi’nin Ağustos 2003 tarihli 620 nci sayısında yayınlamıştır. Bu nefeste de Pir Gaib Abdal ricat eden gazilerin bir araya toplandığını, ne var ki Budin’in geri alınmasının zor olduğunu, işin Allaha kaldığını, Gül Baba’nın dualarının bile fayda etmediğini, Viyana seferinde gösterilen beceriksizliğin mahşer gününde hesabının sorulacağını; hesap günü Gül Baba’nın ermiş kişiliği ile kendilerine yâni Budin’i kaybetmiş kişilere yardımcı olması gerektiğini söylemektedir:

Kan revandır gözümüzden yaşımız
Şükür bir araya geldi beşimiz
Şimden gerü hû dimektir işimiz
Arşa direk direk dârım Gül Baba

Gördüm kılıcını tutar elinde
Keskin eserleri vardır yanında
Yardımcımız olsun mahşer gününde
Gel dinim, imânım, nûrum Gül Baba

Yedi İklim dört köşeye yürürsün
İstekliye murâdını virirsin
Din serveri Muhammed’in nûrusun
Ah dinim, imânım, nûrum Gül Baba

Pîr Gâib Abdal’ım tutalım yasın
Tuna’da vermiştir gaibce sesin
Yedi iklim dört köşede gözcisin
Ah dinim, imânım, nûrum Gül Baba

Budin’in kaybı bütün serhat gazilerini büyük bir üzüntüye boğmuştur. Pir Gaib Abdal gibi XVII. yüzyıl asker şairlerinden Mecnunî’de 1686’da elimizden çıkan Budin Kalesi’nin tekrar geri alınabileceğini söylemekte ve on yıl önce elden çıkan Budin’in özlemini duymaktadır. Asıl dikkate değer olanı, padişahın hatasını kapalı biçimde “Hatasız eyleye Mustafa Han’ı” diyerek tenkit etmesidir.
Mecnunî ve Pîr Gaib Abdal’ın nefeslerindeki yakınmalar birbirine benzemektedir. Mecnunî, Budin’in kaybından duyduğu üzüntüyü ve geri alınması gerekiğini açık bir şekilde söylerken, Pîr Gaib Abdal da için için ağlamaktadır. Her ikisinin de üzüntüsü, feryadı Nazlı Budin’in kaybıdır. Bu durumda her iki gazinin musahip olduğu, aynı yıllarda serhatlarda görev yaptıkları ortaya çıkmaktadır.
Bilindiği gibi Sultan İkinci Ahmet’in ölümü üzerine 1695 yılında tahta Sultan İkinci Mustafa geçmiştir. İlk zamanlarda azimli ve kahraman görünen genç padişah, haşmetli bir ordunun başında Belgrat’tan Tameşvar’a doğru ilerlemiş, Avusturya’dan birkaç kaleyi geri almış, bu sırada kış geldiğinden geri dönmüş, Edirne’de kışladıktan sonra baharda yeniden Avusturya üstüne sefere çıkmıştır. Ne yazık ki bu seferde ordumuz fena bozulmuştur:

Bu düşman feth olmaz deyü gam yeme
Feth olur gaziler, saati vardır
Mevlâm bize yardım etmedi, deme
Bunda Yaradan’ın hikmeti vardır.

Budin kalası feth olunmaz mı ?
Yaza kalır, böyle sarp alınmaz mı ?
Duası müstecap kul bulunmaz mı ?
Bu kadar Muhammed ümmeti vardır.

Koç yiğitler kurban olmak arzular
Böyle imiş serde olan yazılar
Dönmeyelim, döğüşelim gaziler
Şehitlere Hakk’ın rahmeti vardır.

Der Mecnunî, bizi yaratan Ganî
Hatasız eyleye Mustafa Han’ı
İnşallah feth olur anın düşmanı
Hemen bir iki gün zahmeti vardır.

Budin-Peşteli Mîrî Hasan Efendi ( Alay Beyizâde (Budin ? - Budin 1690)

Âşık olur mu hiç gamm – ı dildârdan cüdâ
Pervâne gibi şem’ – i şerer - bârdan cüdâ
Kuds – i âşina-yı meclis – i kerübiyan olur
Bir dil olunca perde – i pendazdan cüdâ

Pâderkil – i zindan – ı gam oldum kederim yok
Ser tâ be kadem – i âteş – i aşkım şererim yok
Pâkize dil ü pâk nihâd ile celîsim
Nâdân – ı denî hilkate asla nazarım yok.

Budin Beylerbeyi Derviş Paşa ve yakın adamı Macar Vukemin hakkında Padişaha anonim şikayet :

Rumelinde dalgalıklar çoğaldı
Âhir zaman devri erdi, ağalar
Eminlerden Hünkâr hası yoğ oldu
Âhir zaman devri erdi, ağalar

Mehemmed Bey Vukemin’le tepişir
Havaceler defterdarla çekişir
On gün olmaz iskeleciker değişir
Âhir zaman devri erdi, ağalar

Lâyık mıdır bir dîn aynı kâfire
Beylerbeyi böyle ruhsatlar vire
Bu diyardan Hak vûcudun götüre
Âhir zaman devri erdi, ağalar.

Rum ilinin fukarası iniler
Beylerbeyi senden huzur değiller
Zülmünüzü kimse yoktur diniler
Âhir zaman devri erdi, ağalar.

Padişahım bari emir verilsin
Cümle zalimlerin kökü kırılsın
Men’edenin dahi gözü kör olsun
Âhir zaman devri erdi, ağalar.

Görün, bize Derviş Paşa neyledi
Hadden aşup dürlü sözler söyledi
Pujega Ovasını viran eyledi
Âhir zaman devri erdi, ağalar.

Erdi düşman, Mikloviş’i yakıyor
Ulu, kiçi Putire’ye akıyor
Cânibinden Derviş Paşa yıkıyor
Âhir zaman devri erdi, ağalar.

Yakın iken Putire’ye yetmedi
Pujega’dan bir mil yere gitmedi
Kutheve’den gayri akın etmedi
Âhir zaman devri erdi, ağalar.

Kahramanım deyü özge laf vurur
Yeldeğirmen gibi esüp savurur
Bu hal ile memleketi kavurur
Âhir zaman devri erdi, ağalar.

Duam budur : Derviş Paşa ölmesün
Bu yakında ma’zul olsun gülmesün
Böyle zâlim bu diyara gelmesün
Âhir zaman devri erdi, ağalar.

Kadısında şeriat yok, nidelüm
Beylerbeyi zâlim, kime gidelüm
Defterdar’a dahi lânet edelüm
Âhir zaman devri erdi, ağalar.

Mehemmed Bey Vukemin’le geldiler
Ulemanın ulufesin yediler
Gelmemiştir böyle müflis gidiler
Âhir zaman devri erdi, ağalar.

Ulemanın ulufesi alınmaz
Gâzilerin mevâcibi salınmaz
Paşa’dandır, Padişah’dan bilinmez
Âhir zaman devri erdi, ağalar.

Riâyet yoktur şimdi er yiğide
Adalet yok zira Beylerbeyi’de
Zulmumuz çok, kimse yoktur seğide
Âhir zaman devri erdi, ağalar.

Dörd cânibden bize düşman yağıdır
Şimdi serhad bize ayak bağıdır
Bizi âhir erte bir gün dağıdır
Âhir zaman devri erdi, ağalar.

Padişahım, gele, uclar açalım
Vâruna cümle serden geçelim
Ya bir buyur, Şam’a doğru göçelim
Âhir zaman devri erdi, ağalar.

Ulu kiçi ittifakı dediler
Defterdar’ı Beylerbeyi, kadılar
Memleketi, Şah’ım ıssız kodular
Âhir zaman devri erdi, ağalar.

Birinci Sultan Ahmed (14 yaşında iken yazmıştır.)
Peşte’nin İstirdatına Gazel
Şükr- ü hamdim anadır câni gönülden ki şekûr
Ehli islâmın olub yâver – i kılmış mansûr
Peşte’nin fethi Budin ehline cânbahş oldu
Bu beşâret haberi kıldı cihanı mesrûr
Lik kanî’ değilim ben buna Hek’dan umarım
Engürüsün haber- i fethi dahi ide zuhûr
Münhezim eyleyeler gayret ile küffârı
Cünd – i islâma vere Firsat – ı nusret gayyûr
Ahmâda zulmeti küfri giderüb ol Hâdi
Mihri iman ile küffar iline doldura nûr

Hepsinin ruhu şad olsun!



Not: "

 

· Daha fazla osmanlı şehirleri
· Haber gönderen mehmetipci


En çok okunan haber: osmanlı şehirleri:
Kalelerden Estergon Kalesi




Ortalama Puan: 3.83
Toplam Oy: 6


Lütfen bu haberi puanlamak için bir saniyenizi ayırın:

Mükemmel
Çok İyi
İyi
İdare Eder
Kötü






 Yazdırılabilir Sayfa  Yazdırılabilir Sayfa

 Bu Haberi Arkadaşına Gönder  Bu Haberi Arkadaşına Gönder



Ziyaretçi İstatistikleri

Açılış Sayfası Yap

Mehmet İPÇİOĞLU tarafından hazırlanan bu site.


3 Temmuz 2001'de aramızdan ayrılan Nejat Göyünç'e İthaf Edilmiştir




Sayfa Üretimi: 0.199 Saniye