 |



 | 
Şu an sitede, 3 ziyaretçi ve 0 üye bulunuyor.
Kayıtlı değilsiniz. Buraya tıklayarak ücretsiz kayıt olabilirsiniz.
|  | 






























|
 |
 |
'Enver Paşa Türk ordusunun ruhudur' |
 |
 |
 |
" Şehit Enver Paşa" kitabının yazarı Nevzat Köseoğlu'ndan çarpıcı
açıklamalar:
Mustafa Kemal Paşa’ya “Gazi” diye hitap edildiğini biliyoruz.
Enver Paşa’yı anlattığınız bu kitaba “Şehit” ismini vererek bir nazire
mi yapıyorsunuz?
Hayır, nazire değil; sadece bir mesaj olduğunu söyleyebilirim. Çünkü
Enver Paşa şehit olmuştur. Ayrıca diğer bir kısım arkadaşları gibi,
Ermeni komitacıları tarafından şehit edilmemiştir, fiili bir savaş
içerisinde şehit edilmiştir. Türkistan’ın kurtuluş savaşları içerisinde
şehit olmuş bir insandır. Paşa’nın bu özelliği, bilerek veya bilmeyerek
görmezden gelinmiştir. Bunu vurgulamak istedim.
Not: Kaynak: Yeni Harman Dergisi
|
|
 |
 |
Zigetvar Kalesi kurtarılıyor |
 |
 |
 |
Macaristan’daki tarihi Zigetvar Kalesinin
işletmesini Türk Macar İslam Kültür Derneği
üstlenecek.
Dernek ve Zigetvar belediyesinin ortak
projesi kapsamında kalenin içinde bulunan,
1570’li yıllardan kalma Sultan Süleyman
Camisi ve caminin minaresi restore edilecek,
kalenin içinde yapımına başlanan, otel
olarak da kullanılması öngörülen
kervansarayın inşaatı tamamlanarak, Türk
kültür merkezi olarak hizmete açılacak.
Türk Macar İslam Kültür Derneği Başkanı
Fadıl Başar A.A muhabirine
yaptığı açıklamada, Zigetvar Belediye
Başkanı Jozsef Paizs’in uzun
zamandır restorasyon konusunda yardım
çağrısında bulunduğunu hatırlattı.
Dernek olarak Türk tarihinin bu önemli
varlığına sahip çıkarak, cami ve
minaresinin restorasyonunu üstlenmek üzere
başvuruda bulunduklarını
anlatan Başar, hem belediyenin hem de
Hazine’nin taleplerine çok sıcak
baktığını, kısa zamanda ilgili anlaşmaların
imzalanacağını söyledi.
Zigetvar Belediye Başkanı Paizs de
Macaristan’da faaliyet gösteren
derneğin çok güzel bir projeyle kendilerine
gelmesinden büyük mutluluk
duyduklarını ifade etti.
Paizs, projenin en kısa zamanda hayata
geçirilebilmesi için ellerinden
geleni yaptıklarını kaydetti.
|
|
 |
 |
İKİ DİRHEM BİR ÇEKİRDEK OSMANLI SİKKESİ |
 |
 |
 |
Kuruluşundan 175 yıl sonra Fatih Sultan Mehmet’le birlikte bir Akdeniz
İmparatorluğu’na dönüşen ve ilk altın sikkesini basan Osmanlı’nın
darphanelerinin sayısı 16. yüzyılda 50’ye ulaştı. Sultani’den iki dirhem bir
çekirdek ağırlığında basılan altın liraya kadar Osmanlı’nın sikkeleriyle
ilişkilerini İktisat Tarihçisi Prof. Dr. Şevket Pamuk anlattı...
TURKISHTiME-SECTORS: Paranın tarihi neredeyse sikkelerin de tarihi
demek. Kağıt para dönemi öncesinin ortak paydası sikkeler. Sikke sistemini ana
hatlarıyla anlatır mısınız?
Şevket Pamuk: Eski çağlardan son iki yüzyıla gelene kadar insanların kağıt
paraya ve devlete güvenleri olmadığı için sikke olarak değerli madenler
kullanılıyordu. Lidyalılar’dan itibaren Eski Yunan’da, Roma’da ve daha sonra
Osmanlı’ya kadar ilk önce altın sikkeler, sonra gümüş sikkeler, en sonra da
bakır sikkelerden oluşan üçlü bir hiyerarşi vardı. En yüksek değere sahip
paralar, altın sikkelerden oluşuyordu. Altın sikkelerin satın alım gücü
yüksekti. Bu sikkeleri sıradan insanlar ceplerinde taşımazlardı. Altın sikkeler,
ya bankerlerin, tüccarların çok büyük ödemeleri için kullanılır, veyahutta biraz
hali vakti yerinde olan insanlar, servetlerini saklamak için kullanırlardı
sikkeleri. Günlük alışverişlerde, harcamalarda, günlük ekonomi işleyişinde ise
daha çok gümüş ve bakır sikkeler kullanılıyordu.
|
|
 |
 |
Afrikalı Müslümanların kaderini değiştiren âlim |
 |
 |
 |
Osmanlı çöküş yıllarında bile dünya gücüydü. 19. asrın
ikinci yarısında G.Afrika'ya gönderilen Ebubekir Efendi bölgedeki Müslümanları
Osmanlı'ya bağlamış ve kıtanın güneyinde İslamiyet'i yaymıştı.
Tarihin
bazen ilginç tarafları vardır. Atalarımız, Osmanlı İmparatorluğu'nun en muhteşem
zamanında yapamadıkları bazı işleri, devletin çöküş yıllarında gerçekleştirdi.
Tabii, bunun sebebi Osmanlı İmparatorluğu'nun tarih sahnesinden silindiği zaman
bile bir dünya gücü olmasıydı.
Osmanlılar, 16. yüzyılın başlarından itibaren Kuzey Afrika'yı fethetmiş, yer yer
kıtanın ortalarına kadar olan yerleri hakimiyetleri veya nüfuzları altına
almışlar ama Güney Afrika ile ilgilenmemişlerdi.
Güneydoğu Asya'dan 18. yüzyıl başlarında getirilen Malayi asıllı köleler,
Ümitburnu'nun ilk Müslümanlarıydı. Hacca gidenlerin Vehhabilik'ten etkilenmeleri
ve bölgede bilgili din adamlarının olmaması yüzünden Ümitburnu Müslümanları
gruplara bölünmüşlerdi. Müslümanlar'ın fikir ayrılıkları çatışmaya gidince düzen
bozulmuş, durumdan rahatsız olan İngiliz yönetimi bir çözüm yolu aramaya
başlamıştı. Tarihçi Ahmet Uçar, yıllar süren araştırmaları sonucu yazdığı "140
Yıllık Miras Güney Afrika'da Osmanlılar" isimli kitabıyla Osmanlı
İmparatorluğu'nun Güney Afrika'daki faaliyetlerini aydınlattı.
OSMANLI'DAN DİN ADAMI İSTENİYOR
Capetown'dan bölgenin dini liderleri, 29 Ocak 1857'de Osmanlı hükümdarı ve
halife olan Sultan Abdülaziz'e bir mektup göndererek, dini problemlerini çözmek
için dini kitaplar istediler.
Osmanlı yönetimi, gönderilecek Arapça ve Türkçe dini kitapların Ümitburnu'ndaki
Müslümanlar'ın derdine çare olamayacağını düşündüğü için Güney Afrika'ya bir
İslam âlimi göndermeye karar verdi. Ancak imparatorluğun çatırdadığı bir dönemde
böyle âlim nereden bulunacaktı? Osmanlı yönetimi, Ümitburnu-İstanbul arasındaki
ilişkileri geliştirmek için İngiliz Hakim Roubaix'i, Capetown Osmanlı fahri
konsolosu tayin etti. Bu tayin Osmanlı'yı şehirde popüler hale getirdi. Capetown
Müslümanları, 16 Nisan 1862'de Roubaix aracılığıyla Güney Afrika'daki İngiliz
sömürge valiliğine Cava dilini unuttukları için dini kitaplarını
okuyamadıklarını, bu yüzden de kendilerine İslam'ı öğretmek ve anlatmak üzere
Hilafet merkezi olan İstanbul'dan bir âlim getirtilmesini" istiyorlardı. Osmanlı
yönetimi, bu talep kendilerine ulaşınca meseleyi yeniden gündemine aldı. Ahmed
Cevdet Paşa'nın araştırmaları sonucu bulduğu Kerküklü Ebubekir Efendi'nin 25
lira maaşla Güney Afrika'ya gönderilmesine karar verildi.
|
|
 |
 |
Eskiden okula törenle başlardık |
 |
 |
 |
Osmanlı döneminde çocukların okula başlaması büyük
törenlerle olur, bütün mahalle eğlenerek coşku içinde
çocuklarını okula gönderirdi
Osmanlı döneminde çocuklar, dört ile altı yaş arasında
okula başlarlardı. İlkokul eğitimi veren okullara sıbyan
mektebi, mahalle mektebi veya taş mektep denirdi. Çoğu
taştan camilere bitişik inşa edilen mektepler, büyük bir
odadan ibaret olurdu. Mekteplerin caminin yakınında
olması çocukların dini eğitim almaları içindi.
|
|
 |
|
 |
































|
 |
 |